ChatCity sohbet arkadaş sitesi ile oyun tavla ve okey oyna, sohbet muhabbet ortamını keşfet. Oyun, okey tavla oyna, kulüp aç ve kendi radyo yayınını yap

Forum sayfaları sohbet arkadaş sitesi ile oyun tavla ve okey oyna, sohbet muhabbet ortamını keşfet. Oyun, okey tavla oyna, kulüp aç erkek kız arkadaş bul

sohbet banner
tavla okey sohbet forumu
30 Ocak 2023, Pazartesi 20:44   
kız arkadaş sohbet linki

 

ChatCity Forum
Chatcity Forumlarında mesaj yazmadan önce Forum Kurallarını mutlaka okuyunuz...

  Tancredi> Forum Mesajları
    Tancredi'e ait Toplam 21 Forum Mesajı var
<<1 23>>


Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Kültür Sanat Hobiler >Müzik, Vido Klip, Playlist, Konser >GECEYE BİR ŞARKI BIRAK!>
  1.Oca.2023 Pzr 02:57:47
https://www.youtube.com/watch?v=QGpHIQbmITg


Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Kültür Sanat Hobiler >Şiir sevenler >Nâzım Hikmet Ran - Yaşamaya Dair>
  30.Ara.2022 Cum 19:09:46
https://www.youtube.com/watch?v=VC80y-XV1NI

1 
Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                       bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
                                    insanlar için ölebileceksin, 
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
                        hem de en güzel en gerçek şeyin 
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                      yaşamak yanı ağır bastığından. 
                                                                                     1947 
2 
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, 
yani, beyaz masadan, 
              bir daha kalkmamak ihtimali de var. 
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, 
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz 
                                en son ajans haberlerini. 
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, 
                               diyelim ki, cephedeyiz. 
Daha orda ilk hücumda, daha o gün 
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. 
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, 
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. 
Diyelim ki hapisteyiz, 
yaşımız da elliye yakın, 
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. 
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, 
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla 
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla. 
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım 
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... 
                                                                      1948 
3 
Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
                       hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 
                       yani bu koskocaman dünyamız. 
Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz yığını 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 
Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
"Yaşadım" diyebilmen için... 
Nazım HİKMET


Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Mühim Mevzular >Felsefe, Din, İçsel meseleler >Kişiliğe Saldırı (Ad Hominem) Safsatası: İnsanlar Cevap Veremediklerinde Neden Kişiliğe Saldırır?>
  28.Ara.2022 Çar 19:32:30

"Sen de" Safsatası (Tu Quoque) ve İkiyüzlülüğe Başvurma Safsatası: Sen De Şöyle Yapmıştın!

Ad hominem ile, doğrudan kişinin kendine sözlü saldırı haricinde yaygın olarak 2 formda karşılaşmaktayız: Durumsal argüman ve tu quoque (Okunuş: "tu kuok").

Durumsal argüman, bir kişinin içinde bulunduğu durumun, onun argümanlarını geçersiz kıldığını ileri süren safsatadır. Buna en sık mahkeme salonlarında rastlarız. Bir avukat, zanlının argümanını görmezden gelmek için “Tabii ki öyle diyeceksin! Sonuçta yakalanan sensin.” şeklinde bir cümle kurabilir. Halbuki bir kişinin yakalanmış olması, bir iddiasının otomatik olarak yanlış veya yalan olmasını garanti etmemektedir. Argüman veya iddia her neyse, ona odaklanılmalıdır.

Bunun yanısıra, Argumentatum ad hominem tu quoque, ya da kısaca tu quoque olarak bilinen versiyonu ise dilimize "Sen De Safsatası" veya "Sen decilik" olarak çevrilebilir. Kimi zaman ikiyüzlülüğe başvurma safsatası (İng: "appeal to hypocrisy") olarak da bilinir. Bu, belki de ad hominem’in en yaygın versiyonudur. Kişinin bir davranışının veya niteliğinin, argümanıyla çatışmasından ötürü, argümanın geçersiz olduğunu iddia etme safsatasıdır.

İki versiyonu bulunmaktadır:

  1. İlki, kişinin bir söylediğinin bir diğeriyle çelişiyor olmasından ötürü bir argümanın geçersiz olduğunu ileri sürmektir. Halbuki çelişkili beyanatlardan en azından biri doğru olabilir; sırf çelişki olmasından ötürü her ikisi de yanlış olmak zorunda değildir.
  2. İkinci versiyonunda ise kişinin söylediklerinin davranışlarıyla uyuşmamasından ötürü argümanlarının geçersiz olduğunu iddia etme hatası görülür.

Tu quoque’un genel formülü şu şekildedir:

  1. A Kişisi, X iddiasında bulunur.
  2. B Kişisi, X iddiasının, A Kişisi`nin önceki iddiaları ile tutarsız olduğu konusunda ısrar eder.
  3. Dolayısıyla X iddiası yanlıştır.

Bir örnek verelim:

  • Mert: "Can`ın bu yeni yasa taslağının ekonomiyi düzelteceğiyle ilgili söylediklerine inanmanı aklım almıyor. Daha onun kendisinin düzenli bir geliri bile yok!"

İlk etapta mantıklı gelebilecek olan bu ilişkilendirme, bir mantık safsatasından ibarettir. Zira işsiz birinin, ekonomiyle ilgili bir argümanı, sırf kendisi işsiz olduğu için görmezden gelinemez. Odaklanılması gereken, argümanın kendisidir (örneğin yasa taslağının ekonomik boyutlarıdır). Birçoklarına tanıdık gelecek bir diğer örnek verelim:

  • Zühal: "Sigara sağlığa son derece zararlıdır ve pek çok probleme sebep olur. Dolayısıyla beni dinle ve sakın başlama."
  • Mete: "Pekala, zaten kansere kesinlikle yakalanmak istemiyorum."
  • Zühal: "Sigara içmeye gidiyorum. Bana katılmak ister misin, Mete?"
  • Mete: "Hmm, sigara içmek o kadar da kötü bir şey olamaz, sonuçta tüm dediklerine rağmen sen de içiyorsun."

Görüldüğü gibi burada tutarsız bir iddia vardır. Ancak sigaranın sağlığa son derece zararlı olduğu bilimsel bir gerçektir. Yani Zühal`in sigara içiyor olması, sigaranın zararlı olduğuna yönelik argümanı geçersiz kılmamaktadır. Bir başka örnek:

  • Mert: "Sunduğum argümanlara dayanarak söyleyebilirim ki, hayvanların yiyecek ya da kıyafet üretiminde kullanılması ahlaken yanlıştır."
  • Süleyman: "Ama şu anda deri bir ceket giyiyorsun ve elinde biftekli sandviç var! Hayvanların yiyecek ve giyecek üretiminde kullanılmasının ahlaken yanlış olduğunu nasıl iddia edebilirsin?"

Burada da görüldüğü gibi, Mert`in biftekli sandviç yiyip deri ceket giyiyor olması, argümanının hatalı olduğunu değil, kendisinin ikiyüzlü olduğunu gösterir. Argüman, Mert’in yaptığından bağımsız olarak doğru veya yanlış olabilir. Bir diğer örnek, siyasetten verilebilir:

  • Candan: "Nihal`in otopark cezalarıyla ilgili sistemin değiştirilmesiyle ilgili önerisini duydun mu? Çok işe yarar bir plan olacağa benziyor.”
  • Kamil: "Evet duydum ama Nihal’den böyle bir öneri gelmesi çok saçma. Kendisinin de 2003 yılında yediği bir otopark cezası var."

Elbette, örnekler çoğaltılabilir:

  • "Defne Joy Foster alkol kullanımından dolayı öldü, dolayısıyla sanatının bir değeri yoktur."
  • "Orhan Pamuk, Ermeni Soykırımı`nı savunmaktadır, dolayısıyla kitaplarını okumanın bir anlamı yoktur."
  • “Clinton’ın şimdi eşcinsel haklarını savunması gülünç, 1980’lerde eşcinsellere karşıydı.”
  • "Mustafa basketboldan ne anlar ki, o şişkonun teki!"

Tabii ki bir kişinin tutarlılığa verdiği öneme bağlı olarak, ad hominem’den, özellikle de tu quoque’dan kaçınması çok zor olabilir. Çünkü evet. Tutarsızlıklar ve ikiyüzlülük, tartıştığınız tarafa olan güveninizi sarsan özelliklerdir. Ancak yine de, eğer ki amaç gerçeğe ulaşmak ve sonuçlara varabilmek ise, olabildiğince argümanlara odaklanmak en sağlıklı tutum olacaktır. Çünkü bir kişinin tutarsız iddialarda bulunması, o iddianın geçersiz olduğu anlamına gelmez. Kendinizi size karşı argüman üreten kişinin “birey” özelliklerinden yalıtmayı ne kadar başarabilirseniz, yalnızca ve yalnızca argümanlara odaklanmanız o kadar kolay olacaktır. Böylece en yaygın mantık safsatalarından biri olan ad hominem’den korunmanız da mümkün olabilir.

Buna Ne Diyeceksincilik (Whataboutism)

Sen De Safsatası`nın ya da kısaca Sen Deciliğin ikinci versiyonu modern dünyada karşımıza sıklıkla "Peki buna ne diyeceksin?", "Ama siz de şöyle yapmıştınız..." şeklinde çıkmaktadır. Özellikle politik tartışmalarda, taraflardan birisi diğerini eleştirdiğinde, karşı taraf eleştiriye cevap vermek yerine, eleştiren kişinin daha önceden yaptığı bir olumsuzluğu gündeme getirmeye çalıştığı sık görülür. Bazı örnekleri şu şekilde verilebilir:

  • Peki ya sizin yaptığınıza ne demeli, kendi ideolojiniz nedeniyle çeteleri savundunuz!
  • İyi ama siz kaybettiğinizde seçimleri tekrarlamak istemiştiniz, şimdi de bizim istediğimizi yapacaksınız.
  • Siz asıl Orta Doğu`da yaptıklarınıza bir bakın, sonra bizim yaptıklarımızdan söz edersiniz.
  • Peki buna ne diyeceksin? Sen de o sefer bana küsmüştün.

İlişkilendirme Safsatası

İlişkilendirme safsatası (İng: "association fallacy"), bir kişinin eldeki tartışmayla ilgisi olmayan bir şeyle sözde bağlantısına dayanarak saldırıya uğraması durumunda yaşanan bir mantık safsatasıdır:

  • Alex: Bence eğitim için yapılan federal harcamaları artırmalıyız.
  • Bob: Naziler de böyle düşünüyordu, sen Nazi misin?

Hain Eleştirmen Safsatası (Argumentum Ergo Decedo)

Hain eleştirmen safsatası (İng: "traitorous critic fallacy"), bir şeyi eleştiren bir kişiye, eleştirdiği şeyi onaylamıyorsa bu şeyden uzak durması gerektiğini söylemeyi içeren bir mantık safsatasıdır:

  • Alex: Bence ülke olarak eğitime yeterince harcama yapmıyoruz.
  • Bob: Eğer burayı beğenmiyorsan defolup gitmeli ve istediğin eğitimi alabileceğin bir yer bulmalısın.

Ton Polisliği

Ton polisliği (İng: "tone policing"), bir argümandan ziyade argümanın nasıl ifade edildiğine odaklanılması durumunda yaşanır:

  • Alex: Bence eğitim için yapılan federal harcamaları artırmalıyız. Ülkenin yoksul bölgelerinin çoğunun durumu kabul edilemeyecek kadar kötü ve çocuklar bu yüzden acı çekiyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
  • Bob: Tamam, tamam, böyle şeyler için bu kadar heyecanlanmaya gerek yok.
  • Alex: Tamam, ancak siz ne düşünüyorsunuz?
  • Bob: Bence bu konuda bu kadar duygusal olmamalısın.

İstismarcı Ad Hominem

İstismarcı (İng: "abusive") ad hominem, bir argümanın bir kişinin savunduğu noktayı ele almak yerine doğrudan ve istismarcı bir şekilde argümanı sunan kişiye saldırması durumunda yaşanan mantık safsatasıdır:

  • Alex: Bence eğitim için yapılan federal harcamaları artırmalıyız.
  • Bob: Bence sen aptalsın ve senin fikirlerin kimsenin umurunda değil.

Diğer Türde Ad Hominem Argümanları

Bir üst başlıkta ad hominemin en yaygın türleri yer almaktadır; ancak ad hominem argümanları başkaca şekillerde de yapılandırılabilmektedir. Bu bağlamda bir argümanın bir ad hominem argümanı olup olmadığını belirleyen ana kriter, argümanın hedefinin ne olduğudur. Bir argüman, karşıt bir argüman yerine doğrudan karşıt argümanın kaynağını hedef alıyorsa, yapısı ne olursa olsun, bir ad hominem argümanıdır.

Bu argümanların bazı türleri neredeyse her zaman sorunludur; bazıları ise kullanım şekillerine bağlı olarak yerinde olabilir. Örneğin istismar niteliği taşıyan ad hominem argümanlarının kullanımı neredeyse her zaman sorunludur; ancak amaca başvurma argümanları tartışılan konu ile alakalıysa ve düzgün bir şekilde sunulursa kullanımı yerinde olarak kabul edilebilir.

Bir ad hominem argümanın hangi kategoriye ait olduğunu belirlemenin bazen zor olabileceğini ve belirli ad hominem argümanlarının birden fazla kategori kapsamında ele alınabileceğini göz önünde bulundurmalısınız.

Bununla beraber pratik açıdan bakıldığında bir ad hominem argümanının hangi kategoriye dahil olduğu birçok durumda önem arz etmemektedir; zira bir kimse bir tartışma sırasında bir ad hominem argümanıyla yersiz bir şekilde size saldırırsa bu argümanın türünün kuyuyu zehirleme mi olduğu, yoksa istismar safsatası mı olduğu bir şeyi değiştirmez. Önemli olan size saldırmakta kullanılan argümanın bir ad hominem argümanı olduğunu fark etmeniz, kullanımının haklı veya haksız olduğu sorusunun cevabını bulmanız; ardından argümanın yapısını ve içinde bulunduğunuz koşulları da dikkate alarak cevap vermenin en iyi yolunu belirlemenizdir.

Ad Hominem Argümanlarına Nasıl Cevap Verilir?

Bir ad hominem argümanına nasıl cevap vereceğiniz öncelikle bu argümanın kullanımına bağlıdır; eğer argüman yerinde kullanıldıysa farklı, kullanımı sorunluysa farklı şekilde cevap verirsiniz:

Eğer ad hominem argümanı yerinde kullanıldıysa bu argümanı diğer argümanlar gibi ele almalı ve düzgün bir şekilde cevap vermelisiniz. Örneğin bir ad hominem argüman, savunduğunuz pozisyonu savunma sebebinize yönelik makul bir endişe uyandırıyorsa, bu argümana vereceğiniz uygun cevap bu endişeyi gidermek olmalıdır.

Bununla beraber hatalı ad hominem argümanlarına cevap vermenin çeşitli yöntemleri vardır. Bu yöntemler arasında dikkat çekici olanlar şöyledir:

  • Saldırının konu ile alakasızlığına dikkat çekin. Bunu, size yöneltilen kişisel saldırının mevcut tartışmayla hiçbir ilgisi olmadığını göstererek ve rakibinizi hatalı akıl yürütmesi konusunda uyararak yapabilirsiniz. Bunu yaparken savunmacı bir hal almamalısınız. Eğer gerekirse bir karşı atağa çıkarak rakibinizden yaptığı saldırının konu ile alakasını gerekçelendirmesini isteyebilirsiniz.
  • Saldırıyı doğrudan cevaplandırın. Bazı durumlarda bir ad hominem saldırısı, tartışmanın sonucunu etkileyecek nitelikte olabilir ve bu sebeple bu saldırıları ele almak ve cevaplandırmak en faydalı yol haline gelmektedir.[5] Böylesi cevapları herhangi mantıklı bir argümana cevap verir gibi vermelisiniz.
  • Saldırıyı görmezden gelin. Rakibinizin yaptığı kişisel saldırıyı dikkate almayı reddederek tartışmayı sürdürmeyi seçebilirsiniz. Bu bazı durumlarda işe yarayabilir ve kişisel saldırıları görmezden gelmek, rakibinizin seviyesine inmeyi reddettiğinizi göstererek savunduğunuz pozisyonu daha inandırıcı kılabilir. Ancak bazı durumlarda, saldırının kendisi tamamen sorunlu ve tartışmayla ilgisiz olsa bile, saldırıyı yanıtsız bırakmanın size bir şekilde zarar vereceğini düşünebilirsiniz. Bu tür durumlarda saldırıya yanıt vermeyi tercih etmeniz daha mantıklı olacaktır.
  • Saldırıyı dikkate alıp yolunuza devam edin. Bu yöntem, içerik olarak ad hominem saldırıyı görmezden gelme yöntemine benzerdir; ancak bu yöntemde saldırıyı dikkate aldığınızı açıkça belirtirsiniz. Böylesi bir dikkate alma saldırı kapsamında ifade edilen şeylere katıldığınız anlamına gelmez; yalnızca size saldırıldığının farkında olduğunuz ve bu saldırılara cevap vermeye tenezzül etmediğiniz anlamına gelir, ki bu da saldırıyı tamamen görmezden gelmekten daha iyi olabilir. Bu yöntemi uygulamak için "Benim X olduğumu düşündüğünüzü anlıyorum, ancak bunun tartışılan konu ile bir alakası yok ve bu sebeple endişelerinizi cevaplandırmayı reddediyorum." türünde bir ifadede bulunabilirsiniz.

Farklı yöntemler, farklı koşullarda farklı sonuçlar doğurabilir; bu çerçevede kullanacağınız yöntemi ad hominem saldırısının doğası, öne sürüldüğü bağlam ve tartışmaya yönelik amacınız gibi faktörleri de göz önünde bulundurarak belirleyebilirsiniz.

Bazı durumlarda ise bir ad hominem argümanına siz de kişisel bir saldırıyla cevap verebilirsiniz. Ancak böylesi bir durumda hatalı bir akıl yürütmeye başvurmamanız son derece önemlidir; zira hatalı bir akıl yürütme, yalnızca argümanınızı hatalı kılmakla kalmayıp rakibinizin seviyesine düşmenize sebep olur ve tartışmayı bir laf dalaşı haline getirebilir. Akıllıca ve saygı çerçevesinde yürütülen bir tartışmanın da böyle bir hal alması diğer insanların gözünde kötü bir izlenim edinmenize sebep olabilir ve tartışma verimliliğini oldukça düşürebilir.[6]

Bir ad hominem saldırısına başka bir ad hominem saldırısı ile karşılık vermek, örneğin karşı tarafın saldırısının içerdiği sorunları aydınlatmayı amaçladığınızda kabul edilebilir bir nitelik kazanmaktadır:

  • Alex: Bence eğitim için yapılan federal harcamaları artırmalıyız.
  • Bob: Bunu sadece oy verdiğin başkanın reklamını yapmak için söylüyorsun.
  • Alex: Hadi ya? Sen de umarım yalnızca oy verdiğin başkanı desteklediğini göstermek için bana karşı çıkmıyorsundur.

Ad homineme ad hominemle cevap vereceğiniz durumlarda neden böyle bir argümana başvurduğunuzu belirtmenin genelde hatalı mantık yürütme, özelde ad hominem safsatası ile ilişkilendirilen potansiyel sorunları azaltmanız açısından faydalı olduğunu da göz önünde bulundurmalısınız.

Son olarak, ad hominem argümanlarına cevap verirken, bu tür saldırılar ne kadar kişisel ve ne kadar bel altı olursa olsun, etkilenmemek için elinizden gelenin en iyisini yapmalısınız. Bir saldırıdan etkilenmemek elbette zordur; ancak etkilenmediğiniz takdirde saldırıyı daha akıllıca ele alabilir ve insanların bu türde saldırılara başvurmasının temel sebeplerinden birini tamamen ortadan kaldırabilirsiniz.

Özetle, yerinde ad hominem argümanlarını düzgünce ele almalı ve hatalı ad hominem argümanlarını bu argümanların konuyla bir ilgisi olmadığını belirterek, argümanlara doğrudan cevap vererek, görmezden gelerek veya dikkate alıp tartışmaya devam ederek cevaplandırabilirsiniz. Bu yöntemlerin yanında size yönelik yapılan bir ad hominem saldırısına, bu saldırının barındırdığı sorunları göstermek amacıyla, bir ad hominem saldırısı ile cevap verebilirsiniz. Eğer böyle bir karşı saldırıda bulunacaksanız hatalı mantık yürütme tuzağına düşmediğinizden emin olmalısınız.

Not: Ad hominem argümanlarına cevap verirken aklınızda tutmanız gereken iki faydalı ilke bulunmaktadır. Bu ilkelerden ilki, sizi bir kimsenin bir sözü üzerine düşünürken bu kişinin iyi niyetle bu sözü söylediğini düşünmeye yönelten iyi niyet ilkesidir. İkincisi ise sizi, bir kimsenin olumsuz bir sonuca yol açan bir şey yaptığında, davranışının makul bir açıklaması olduğu sürece, bu kişinin kasıtlı olarak zarar verme arzusuyla hareket etmediğini varsaymaya yönelten Hanlon`un usturasıdır.

Ad Hominem Argümanlarına Başvurmaktan Nasıl Kaçınabilirsiniz?

Ad hominem safsatasından kaçınmanın altın kuralı, bir argümanın kaynağına saldırmaya yönelik geçerli bir sebebiniz olmadığı sürece kaynağa saldırmaktan kaçınmaktır. Buna ek olarak saldırmak için geçerli bir sebebinizin olduğu durumlarda saldırınızı açıkça gerekçelendirmek, tartışmaya taraf kimselerin neden bu yöntemi tercih ettiğinizi anlamasını sağlayabilir.

Örneğin, şaibeli bir sponsorun gözetimi altında bir bilimsel çalışma yürüten bir bilim insanıyla tartıştığınızı düşünün. Bu bilim insanını basitçe "açgözlü bir yalancı" olarak yaftalamak istismar niteliği taşıyan bir ad hominem saldırısıdır ve tartışmaya herhangi bir katkıda bulunmaz; dolayısıyla böyle bir saldırıdan kaçınılmalıdır. Buna karşın saldırıyı bilim insanının öznesi olduğu çıkar çatışması çerçevesinde yapılandırmak ve saldırıyı çıkar çatışmasının geçmişte insanları nasıl etkilediğine yönelik örneklerle desteklemek, çıkar çatışmasının bilim insanının çalışmasını ne yönde etkileyebileceğini göstermek çok daha akla yatkın bir argüman üretmenizi sağlar.

Özet ve Sonuçlar

  • Ad hominem argümanları, argümanın kendisi yerine doğrudan kaynağını hedef alan saldırılardır.
  • Günlük dilde "ad hominem" terimi, tartışma ile herhangi bir alakası olmaması gibi bir kusura sahip bir argüman çerçevesinde şekillenen saldırılar anlamında kullanılmaktadır. Buna karşın ad hominem saldırıları mantıklı ve yerinde saldırılar olarak da kullanılabilmektedir.
  • Ad hominem argümanların her biri farklı türde bir saldırıyı içeren türleri vardır; bu saldırılar arasında karşı tarafı ikiyüzlülükle yaftalamak, amaçlarını sorgulamak, mevcut durum hoşlarına gitmiyorsa bulundukları yeri terk etmelerini söylemek, küfretmek vb. bulunmaktadır.
  • Yerinde kullanılan ad hominem argümanları uygun şekilde ele alabilir, yersiz saldırıları ise bu saldırıların konu ile herhangi bir alakası olmadığını belirterek, doğrudan cevaplandırarak, görmezden gelerek veya dikkate alıp tartışmaya devam ederek cevaplandırabilirsiniz.
  • Ad hominem safsatası tuzağına düşmemek için ise, böyle bir saldırının uygunluğunu uygun bir şekilde gerekçelendiremediğiniz sürece, argümanın kendisine saldırmak yerine argümanın kaynağına saldırmaktan kaçındığınızdan emin olmalısınız.

* İlgili makale, Evrim Ağacı adlı popüler bilim sitesinden alıntıdır. Makaleye aşağıdaki bağlantı aracılığıyla erişilebilir.

Bağlantı: https://evrimagaci.org/kisilige-saldiri-ad-hominem-safsatasi-insanlar-cevap-veremediklerinde-neden-kisilige-saldiriyorlar-219


Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Mühim Mevzular >Felsefe, Din, İçsel meseleler >Kişiliğe Saldırı (Ad Hominem) Safsatası: İnsanlar Cevap Veremediklerinde Neden Kişiliğe Saldırır?>
  28.Ara.2022 Çar 19:27:51



Ad hominem argümanları, doğrudan bir argüman yerine, argümanın kaynağı olan birey veya gruplara yönelik kişisel ve dolaylı bir saldırı yapıldığında meydana gelir. Basit bir alaycı isim takmaktan, daha karmaşık retorik tekniklerine kadar uzanan birçok türü vardır. Bu çerçevede bir ad hominem argümanı örneği, bir kimsenin dikkat çektiği bir noktayı düzgünce ele alıp cevap vermek yerine bu kimseye küfretmeyi veya içinde bulunulan siyasi/ekonomik duruma yönelik bir eleştiri getirildiğinde bu eleştirilerin hangi lobinin etkisiyle ortaya çıktığını sormayı içerir.

Ad hominem argümanlar, çeşitli alanlarda yürütülen resmi ve gayri resmi tartışmalarda yaygın şekilde kullanılmaktadır ve bu nedenle anlaşılması son derece önemlidir. Makalemizde ad hominem argümanları ve türleri hakkında daha fazla bilgi edinecek, bu argümanlara düzgün bir şekilde cevap vermek için neler yapabileceğinizi göreceksiniz.

Ad hominem, üzücü bir şekilde günümüzde insanların en sık düştüğü, en affedilmez mantık hatalarından birisidir. Bu hata, özellikle ülkemizde pek çok tartışmanın anlamsızlaşmasına ve sonuç çıkmayacağının daha en başından belli olmasına sebep olmaktadır.

Ad hominem safsatası, temel olarak, tartışmanın taraflarından birinin, karşısındakinin iddiasını, karşısındakinin kişisel özelliklerinden veya şahsından yola çıkarak reddetmesine ya da güvenilir bulmamasına denmektedir. Yani bu mantık hatasında kişi, düşünceleri tartışmayı bırakarak, kişiliğe ve düşüncelerin sahiplerinin özelliklerine saldırmaya başlar. Bu da konunun dışına çıkılmasına ve yersiz ve/veya anlamsız tartışmalara sebep olur. Ad hominem`in genellikle iki basamağı vardır:

  1. Argüman sahibinin karakterine, içinde bulunduğu durumlara veya yaptığı davranışlara saldırı kısmı
  2. Bu saldırıyı, karşıdakinin argümanına karşı bir kanıt içeriği taşıyormuş gibi gösterme kısmı

Bir örnek verelim:

  • Ayşe: "Ali bana düşük kalorili bir diyet yapmamı tavsiye etti. Böylece kilo kaybetmem mümkün olabilirmiş."
  • Hasan: "Ali, düşük kalorili diyetin kilo kaybettireceğini söylüyormuş. Hah! O diyet tavsiyesinden ne anlar! O koca popolu bir şişko. Hem sivilceleri de var. Saçları da yağlı, darmadağınık. Daha fenası, o Galatasaray`ı tutuyor. Bir Galatasaraylıdan ne beklersin? Kendisine baksın o bir önce..."

Fark edileceği gibi, düşük kalorili diyetlerin kilo kaybına neden olacağı bilgisinin, onu söyleyen kişinin kilosundan, sivilcelerinden, saç yapısından, tuttuğu takımdan bağımsızdır. Argümanı çürütmek istiyorsak, düşük kalorili diyetlerin neden kilo kaybına neden olmadığı konusuna odaklanmamız gerekiyor.

Ancak elbette mantık hatalarını bu tip (kimi zaman) “abartılı” gelebilecek örnekler üzerinden ifade etmek çok doğru değil. Zira örneklendirme veya teşbih sırasında da hatalar yapılabilir. Bu yüzden filozoflar mantık safsatalarını daha formel bir şekilde ifade ederler.

Bir mantık hatasını tanımlamanın en kolay yolu, onu "formülize" etmektir. Bu örnekte bunu nasıl yapacağımızı öğrenelim. Ad hominem mantık safsatasının genel formülü şu şekildedir:

  1. A Kişisi, X iddiasında bulunuyor.
  2. B Kişisi, A Kişisi`ne saldırıyor.
  3. Dolayısıyla A Kişisi`nin X iddiası yanlıştır.

Ad hominem`in, mantık hataları arasında yer almasının sebebi, açık bir şekilde, bir insanın karakterinin, içinde bulunduğu durumların veya hareketlerinin; kişinin ileri sürdüğü argümanla çoğu zaman ilgili olmamasıdır. İlgili olsa bile bu, karşıdaki kişinin bu kişinin fikirleri yerine karakterine, içinde bulunduğu durumlara veya hareketlerine saldırmasını meşru kılmaz. Taraflar, her zaman fikirleri tartışıyor olmalıdır, kişileri değil.

Ülkemizde, ne yazık ki bu hata, çok ciddi ve sık bir şekilde yapılmaktadır. Tartışmalarda, kişilerin bir noktadan sonra fikirler yerine karşısındakinin karakterine, geçmişine veya davranışlarına saldırdığı ve bu sebeple tartışmaların tansiyonunun gereksiz yere yükseldiği, bunun sonucunda da çoğu tartışmanın sonuçsuz kaldığı görülmektedir. Ülkemizdeki tahammülsüzlük sorunu, bu durumun temel sebeplerinden biridir. Ancak biz, bilim insanları ve bilimseverler (ve şüpheciler) olarak bu sınırları çok iyi bir şekilde belirlemeli ve bu mantık hatasına düşmemeliyiz.

Yerinde ve Yersiz Ad Hominem Argümanları

Günlük dilde "ad hominem argümanı" terimi, bir argümanın kaynağına karşı uygun temellere dayanmayan ve yersiz bir kişisel saldırıyı ifade etmek için kullanılır.

Bu tür argümanlar aşağıdakilere ek olarak birçok sebeple safsata olarak kabul görmektedir:

  • Ad hominem saldırısı tartışmayla ilgisizdir.
  • Ad hominem saldırısı, tartışmada ispat yükünü haksız bir şekilde başka bir tarafa kaydırmak için veya konuyu değiştirmeyi amaçlayan bir saptırma taktiği olarak kullanılmaktadır.
  • Ad hominem saldırısı, bir argümanın kaynağına yönelik bir saldırının argümanı başarılı bir şekilde çürüteceği varsayımını içerir.

Ancak, bir argümanın kaynağına yönelik saldırılar, mantık çerçevesinde doğası gereği kusurlu ve dolayısıyla her zaman hatalı olmayabilir.[1], [2] Yani böylesi saldırılar tartışmayla ilgili olduğu, uygun şekilde gerekçelendirildiği ve hatalı bir muhakeme içermediği sürece kullanılmasında bir sakınca yoktur.[3], [4]

Örneğin bir bilim insanının yeni bir tıbbi tedavinin etkinliği hakkında bir argüman sunduğu bir durumu ele alalım. Böyle bir durumda bu bilim insanının dış görünüşüne yönelik yapılan bir ad hominem saldırısı hatalı olacaktır; ancak bilim insanının çalışmasına kimin sponsor olduğu sorusunu içeren bir ad hominem saldırısı konuya uygun ve yerindedir.

Ad hominem argümanların kullanılabileceği birçok yol ve alabileceği birçok biçim bulunmaktadır ve bu sebeple bu argümanların doğası ve sınıflandırılması üzerine birçok felsefi tartışma yapılmıştır. Bununla beraber bu tartışmalara pratik bir perspektiften bakıldığında argümanın doğası ve sınıflandırılması üzerine yapılan ayrımlar önemini yitirmektedir; zira pratik bağlamda önemli olan bilgi, kişisel saldırıların zararlı olabileceği bilgisidir. Bu zarar olgusu da argümanın kendisine, argümanın sunuluş biçimine ve kullanıldığı bağlama bağlıdır.

Ana hatlarıyla ele alındığında "ad hominem argümanları" terimi günlük dilde, tartışmayla ilgisi olmaması gibi bir nedenle hatalı olarak değerlendirilen saldırıları kast etmek için kullanılır; ancak ad hominem argümanları da büyük oranda içerdikleri safsatalardan bağımsız olarak yerinde ve mantığa uygun şekilde kullanılabilmektedir.

Not: Ad hominem argümanları kavramı bazen "argumentum ad hominem" ismiyle de anılmaktadır; bir safsata olarak ele alındığında ise ad hominem safsatası, kişiliğe saldırı safsatası veya kişisel saldırı safsatası ismi ile anılmakta olup safsata temelinde konuyla bir alakası olmayan bir unsura saldırı içermesi sebebiyle alakalılık safsatası ve bir argümanın kaynağına saldırması sebebiyle genetik safsata başta olmak üzere çeşitli kategoriler kapsamında da değerlendirilmektedir.

Ad Hominem Argümanlarına Bazı Örnekler

Ad hominem argümanın temel bir örneği, ince elenmiş sık dokunmuş bir argümana verilen "Sen aptalsın, bu yüzden ne anlattığın umurumda değil." cevabıdır. Bu, ad hominem argümanlarının kişisel saldırıdan başka bir şey olmayan ve tartışılan konuyla belki de hiç ilgisi olmayan en temel türüdür.

Daha karmaşık bir ad hominem argüman örneği aşağıdaki diyalogda görülmektedir:

  • Alex: Bence hükümetin federal bütçeyi dağıtma şekli üzerine biraz daha düşünmeliyiz.
  • Bob: Eğer hükümetimizin vergi gelirlerini nasıl kullanacağını desteklemeyecek ve hükümetimize güvenmeyecekseniz ülkeyi terk edip başka bir yere gidebilirsiniz.

Bu örnekte Bob ad hominem safsatasına başvurmaktadır; zira kendi düşüncelerini ifade etmek veya Alex`in argümanını tartışmak yerine Alex`in iddiasını kişisel bir saldırıyla reddetmektedir.

Bir başka hatalı ad hominem argüman da aşağıdaki tartışmada görülmektedir:

  • Alex: Az önce bu teorinin yanlış olduğunu açıkça iddia eden yeni bir çalışma gördüm.
  • Bob: Peki, sen bu alan hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, kim seni niye umursayıp dinlesin ki?

Bu ad hominem saldırısı, aralarında en önemlisi çalışma üzerine tartışmak yerine doğrudan bu çalışmayı dile getiren kişiye saldırmak olmak üzere bir dizi nedenden ötürü hatalıdır.

Bununla birlikte, daha düzgün şekilde ifade edilmiş bir ad hominem argümanı benzer koşullar altında kabul edilebilir nitelikte olabilir:

  • Alex: Bu teori hakkında çok şey okudum ve teorinin kesinlikle yanlış olduğunu düşünüyorum.
  • Bob: Bu alanda uzmanlığınız ne boyutta? Bildiğim kadarıyla hiçbir resmi yeterliliğiniz yok, bu da beni bu teoriyi ortaya atan uzmanların görüşlerinin aksine sizin görüşlerinize güvenme konusunda temkinli olmaya itiyor.

Bir önceki örnekten farklı olarak bu ad hominem argümanı, hatalı olmaktan ziyade yerindedir; zira ad hominem argümanına başvuran kişi, karşıt argümanın kaynağına odaklanmakta ve ad hominem saldırısını konuyla açıkça bağdaştıracak şekilde ifade etmektedir.

Not: Ad hominem argümanlarla birlikte sıklıkla kullanılan bir retorik tekniği de, bir kişinin rakibinin argümanını düzgünce ele almaksızın veya bu argümanın neden saçma bir argüman olduğunu kanıtlar nitelikte yeterli delil sunmaksızın göz ardı etmesine sebep olan taşa başvurma safsatasıdır.

Hile ve Tahrik Safsataları

Ad hominem, bir kategorizasyona göre tahrik (İng: "Red Herring" Logical Fallacies) sınıfına da girmektedir. Kimi zaman karşıdaki kişinin davranışları, tartışmanın taraflarının tahrik olmasına ve bunun sonucunda provokasyon temelli öfkenin doğmasına sebep olabilir. Bu noktada, varsa tartışmanın moderatörüne, yoksa da tartışma öncesi kurallar konulmasına ve bu kurallara riayet edilmesine büyük önem düşmektedir.

Şimdi, bir örnek daha verelim:

  • Kemal: "Bence kürtaj ahlaki olarak yanlıştır."
  • Necla: "Tabii ki böyle söylersin, sen bir dindarsın!"
  • Kemal: "Peki ya bu iddiamı savunmak için ileri sürdüğüm argümanlara ne demeli?"
  • Necla: "Onlar sayılmaz. Dediğim gibi, sen dindar birisin ve bu yüzden kürtajın yanlış olduğunu söylemen gerekiyor. Ayrıca sen cemaate hoş gözükmek istiyorsun, dolayısıyla söylediğin şeye inanmıyorum."

Burada Necla, Kemal`in önceden iddiasını savunmak için ileri sürdüğü tüm argümanları Kemal’in şahsi bir özelliğinden dolayı reddederek, mantık hatasına düşmektedir. Görülebileceği gibi, bu tip safsatalar o kadar yaygındır ki, ilk okuduğunuzda argümanda hiç de hata yokmuş gibi gelebilir! Zaten tehlike de buradadır. Safsatalara öyle alışığızdır ki, tartışmalarımız safsatalardan öteye gidememektir.

Halbuki Kemal`in ileri sürdüğü iddialar, son derece mantıklı ve bilimsel olabilir. Burada onlara yer vermedik elbette; upuzun bir tartışma olurdu bu. Ama bir kişinin savunusu, kişinin dindar olmasından bağımsız olarak bilimsel ve geçerli olabilir. Hatta kişi, genel olarak bir mesleğin ya da grubun yaygın savunusunu tekrar ediyor olsa bile!

İtiraz ettiğinizi duyar gibiyiz:

İyi ama bu tip ahlaki sorunları içeren konularda, kimi zaman kişiler gerçekten de inançlarından ötürü düzgün argümanlar üretemeyecek kadar bağnaz olabiliyorlar!

Evet, haklısınız. Ancak konu, siteminizin geçerli olup olmamasıyla ilgili değil! Argümanınızın zayıf olmasıyla ilgili. Karşıdakinin kişiliğine veya mesleğine saldırarak münazara anlamında bir yere varmanız mümkün değildir (eğer ki konu, profesyonel donanım gerektiren bir konu değilse tabii – ki o durumda bile argümanlara odaklanmak daha sağlıklı olacaktır). Dolayısıyla kişiye saldırmak yerine, sakin olun ve argümanlara saldırmaya devam edin. Eğer haklıysanız ve sakin kalırsanız, karşı tarafın iddialarını hiçbir mantık safsatasına düşmeden çürütebilmelisiniz. Korkunuz olmamalı!

Ad Hominem Argümanlarının Türleri

Her biri karşıt argümanın kaynağına saldırmanın farklı bir yolunu temsil eden çok sayıda ad hominem argüman türü bulunmaktadır. Bunlar arasında en önemlileri kuyuyu zehirleme, uzmanlığa başvurma, amaca başvurma, "sen de", ton polisliği, hain eleştirmen, ilişkilendirme ve istismar safsatalarıdır.

Aşağıdaki alt bölümlerde, bu tür ad hominem argümanların her biri hakkında daha fazla bilgi edinecek ve kullanım örneklerini göreceksiniz.

Uzmanlığa Başvurma Safsatası

Uzmanlığa başvurma safsatası, bir argümanın, o argümanı ortaya atan kişinin ilgili alanda yeterli uzmanlığa sahip olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi durumunda yaşanan bir mantık safsatasıdır:

  • Alex: Araştırmalar ezici bir çoğunlukla eğitime yapılan federal harcamaları artırmamız gerektiğini gösteriyor.
  • Bob: Sen bir ekonomi profesörü değilsin, bu yüzden seni dinlemem için bir neden yok.

Kuyuyu Zehirleme (Önyargı Oluşturma) ve Suyu Bulandırma Safsatası

Ad hominem safsatasının meşhur bir alt başlığı, Suyu Bulandırma Safsatası’dır (İng: Poisoning the Well). Bu alt başlığı ayıran en temel fark, tartışma sırasında saldırının karşıdakinin kişiliğine doğrudan yöneltilmemesi; ancak ortamda bulunmayan birinin kişiliğine saldırarak ileri sürülen iddiaların geçerliliğinin ispatlanmaya çalışılması sırasında ortaya çıkmasıdır. Temel formu şu şekildedir:

  1. A Kişisi hakkında hoş olmayan bir bilgi ileri sürülür.
  2. Dolayısıyla A Kişisi`nin yapacağı herhangi bir iddia geçersizdir.

Bu mantık hatasına düşen kişiler, tartışma sırasında adı geçen kişileri kötüleyerek, yani "suları bulandırarak", o kişilerden gelecek herhangi bir iddianın geçersizliğini önceden garantilemeyi hedefler; tartışmadaki kişiler üzerinde ön yargı yaratmak hedeflenir. Elbette ki insanların olumsuz pek çok özelliği olabilir; ancak bu özellikler o kişilerin iddialarının geçerliliğini etkilemek zorunda değildir. Örnekler verelim:

  • Yiğit: “Elbette sizin şahsi görüşlerinize değer veriyoruz; ancak Mustafa Kemal Atatürk`ün de dediği gibi, `Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir.`”
  • Şahin: “Yani Atatürk`ün ülke için yaptıkları ortada; ama eminim biliyorsunuz ki kendisi bir alkolikti. O yüzden o lafına ne kadar değer verebiliriz bilemiyorum.”

Bu tartışmada Şahin`in cümlesinde ad hominem’in özel bir durumu olan Suları Bulandırma mantık hatası bulunmaktadır. Çünkü Şahin’in yaptığı bir kişinin sözlerinin (veya argümanının), o kişinin konuyla tamamen ilgisiz olumsuz bir özelliğinden dolayı geçersiz olduğunu iddia etmektir. Bir diğer örnek verelim:

Evet arkadaşlar, okul yönetim sisteminin değişmesiyle ilgili düzenlediğimiz toplantıda bana verilen sözleri bitirip, sözü karşıt görüşü savunacak olan arkadaşıma devrederken sizlere hatırlatmak isterim ki, ne yazık ki beni desteklemeyenlerin terfisi pek kolay olmayacaktır.

Görüldüğü gibi burada da iki mantık hatası vardır: İlki, ilerleyen bir yazıda anlatacağımız Korkuya Başvurma safsatasıdır. Ama daha önemlisi, bir kişinin beceri ve yetkinliğinden kaynaklanması gereken “terfi” ile, demokratik bir seçimdeki kararlar birbiriyle ilişkilendirilerek sular bulandırılmaktadır. Son bir örneği de evrim tartışmalarından verelim:

Biliyorsunuz ki Darwin, Türlerin Kökeni`ni yayınlayarak Evrim Kuramı`nı bilim dünyasına ilan etmiştir ve o gün bugündür bilim, ciddi şekilde Evrim Kuramı`nı kullanmakta ve geliştirmektedir. Ancak bu adama saygı duymadan önce, şunu da unutmamak gerekir ki, Darwin bir ateist ve bir Türk düşmanıdır. Bu sebeple Darwin`in ortaya atacağı bir kuramı desteklemek, bu görüşlerini desteklemek olacaktır.

Bu tip bir argümanda mantık hatalarından önce bilgi hataları vardır: Darwin ne ateistti, ne de Türk düşmanıydı. Bunlar, kitabının veya teorisini konusu da değildi. Darwin`in bilimsel iddiaları, kişisel görüşleri ne olursa olsun bunlardan bağımsızdır. Darwin kötü gösterilerek ön yargı yaratılmaya çalışılmaktadır. Darwin, en çılgın ve kabul edilemez görüşlere sahip olsaydı bile, evrim bir doğa yasası, Evrim Teorisi ise geçerli bir bilimsel teori olacaktı. Kişilerin alakasız görüşlerinden yola çıkarak bu gerçekleri görmezden gelmek mümkün değildir.

Amaca Başvurma (Niteliksel Kişi Karalama)

Niteliksel kişi karalama türündeki ad hominem saldırılarının ana türü olan amaca başvurma (İng: "appeal to motive"), belirli bir duruşu bu duruşu destekleyen insanların amaçlarının sorgulanması yoluyla tamamıyla reddetmek ile meydana gelen bir mantık safsatasıdır:

  • Alex: Bence eğitim için yapılan federal harcamaları artırmalıyız.
  • Bob: Di mi? Oy verdiğin başkan da böyle söylüyordu. Git başka yerde reklamını yap.


Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Mühim Mevzular >Politika, Tarih >Yaşam Hakkı | Sevil Atasoy | TEDxIstanbul>
  8.Tem.2022 Cum 22:26:18
https://www.youtube.com/watch?v=3C7lBH_-ego

"Doğa, eşcinsel davranışı defaatle gösteren bir sistem" diyen Prof. Dr. Sevil Atasoy, LGBTİ hakları konusunda yaptığı konuşmada ülkemizin ve bireyler olarak hepimizin tek tek alması gereken çok yol olduğunu belirtiyor. Sadece eksik yasaları değil, zihniyetimizi değiştirmemiz gerektiğini anlatırken, bizden de bir ricası var: Herkesin yaşama ve istediğini sevme hakkını kabullenip bunu diğer insanlara anlatmamız. Sevil Atasoy, Kriminalist Prof. Dr. Sevil Atasoy, Alman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi’nden mezun oldu, biyokimya alanında uzmanlık ve tıp bilimleri doktorası yaptı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde öğretim üyeliğinin yanı sıra, 1980-1993 arasında Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi başkanlığını, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nün 1987-2005 yılları arasında müdürlüğünü yürüttü ve 2009’a kadar öğretim üyeliğini sürdürdü. 2005-2009 arası, Hürriyet gazetesinde haftalık adli bilim yazıları kaleme aldı. 2005-2010 arasında Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu`nun başkanlığını üstlendi. Ayrıca, Mağduriyet Projesi’nin yürütücüsü, Kanıt adlı televizyon programının konsept sahibi ve hikâye danışmanı, Teşvikiye Laboratuvarı, IFSS ve S. Atasoy-Ekinci danışmanlık şirketlerinin sahibidir. Halen Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Suç Önleme Merkezi Müdürü olarak görev yapmaktadır. This talk was given at a TEDx event using the TED conference format but independently organized by a local community. Learn more at https://ted.com/tedx


Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Kültür Sanat Hobiler >Film, Sinema, Dizi, Belgesel, Program >İKSV’DEN Leyla Gencer Anısına Bir Belgesel: LEYLA GENCER: LA DIVA TURCA // Türkçe Altyazılı>
  2.Tem.2022 Cmt 13:21:36
https://www.youtube.com/watch?v=L82um-ZAApM


Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Mühim Mevzular >Bilim - Teknoloji - Sağlık - Yaşam >Astroloji Nedir? Astrolojinin Bilimsel Analizi...>
  30.May.2022 Pzt 13:01:19

Yine de bu etkiye dair kısa bir açıklamada bulunalım: 1990 yılında John McGrew ve Richard McFall tarafından gerçekleştirilen bir deneyde 4 erkek ve 19 kadın gönüllünün dosyaları 6 profesyonel astroloğa verildi. Astrologlardan, bu dosyalardaki kişileri, astrolojik doğum haritalarıyla eşleştirmeleri istendi. Profesyonel astrologlar, bu konuda hiçbir deneyimi olmayan ve rastgele, kendi bilgilerine göre eşleştirmeyi yapan bir kontrol grubundan (astrolog olmayan bir diğer gönüllüden) daha başarılı olamadıkları görüldü. Üstelik 6 astroloğun yaptıkları tahminlerin hiçbiri birbiriyle örtüşmedi. Yine de insanlar, söylenen özellikleri kendileriyle bağdaştırabildikleri için, bu da demin de belirttiğimiz gibi “Beni tarif ediyor” cümlesinin sarf edilmesine sebep olmaktadır. Bu durum, psikolog Bertram R. Forer tarafından 1940`lı yıllarda fark edilmiştir. O dönemde meşhur bir Amerikalı şovmen ve iş adamı olan Phineas T. Barnum`un sürekli kullandığı "Herkese uyan bir şeylerimiz var!" mottosunun, astrolojinin arka planında yatan sahtekarlığın anahtarı olduğunu düşündü. Yaptığı araştırmalar sonucunda, gazetelerde ve dergilerde yer alan günlük, haftalık ve aylık burç yorumlarının sözde analizlerin insanlara neden uyduğunu, daha doğrusu insanların buna neden kandığını göstermeyi başardı. Analizlerin içerisindeki argümanlar o kadar geniş ve kapsayıcıydı ki ve o kadar çok sayıda olasılığı içeriyordu. Günümüzde buna "Forer Etkisi" ya da "Barnum Etkisi" deniyor ve bu terimler, 1956 yılında psikolog Paul Meehl tarafından ileri sürülmüştür. Forer Etkisi, onu keşfeden bilim insanına ithafen, Barnum Etkisi ise bu etkiyi iş modeli olarak kullanan iş adamına ithafen kullanılmaktadır. 

Forer, sözde analizlerin insanlara nasıl uyduğunu bilimsel bir teste tabi tutmak istedi ve öğrencilerine bir kişilik testi verdi. Öğrencilerine, her birinin sınavlardan aldıkları puanlara göre hazırladığı eşsiz bir kişilik analizi verdiğini söyledi. Bu analizin, kendilerine ne kadar uyduğunu değerlendirmelerini istedi. Aslında, her biri, aynı analizi almıştı. Benzer bir deneyi illüzyonist Derren Brown da gerçekleştirmişti. Kısacası kişiliğe özel olan bir şey yoktu ancak öğrencilere öyle söylenmişti. Her bir analizde şu 13 madde bulunuyordu:

  1. Sizde, diğer insanların sizi sevmesine ve hayranlık duymasına yönelik yoğun bir ihtiyaç var.
  2. Kendinizi eleştirmeye çok açıksınız.
  3. Kendi avantajınıza çevirmediğiniz büyük bir kullanılmayan kapasiteye sahipsiniz.
  4. Bazı kişilik zaaflarınız olsa da, genellikle onların üstesinden gelebiliyorsunuz.
  5. Cinsel beklentileriniz, sizin için problemler doğuruyor.
  6. Dışarıdan bakıldığında disiplinli ve öz kontrole sahipsiniz; ancak aslında endişeli ve güvensizsizsiniz.
  7. Bazı zamanlarda doğru şeyi yaptığınızdan ve doğru tercihte bulunduğunuzdan emin olamıyorsunuz.
  8. Her seferinde birazcık değişim olsun istiyorsunuz ve eğer kısıtlamalarla karşılaşırsanız rahatsız oluyorsunuz.
  9. Kendinizin bağımsız bir düşünür olduğunuzla övünüyorsunuz ve diğerlerinin açıklamalarını kanıtsız görüyorsunuz.
  10. Kendinizi başkalarına açmanın çok da akıllıca olmadığını düşünüyorsunuz.
  11. Bazı zamanlar dışa dönük, cana yakın ve sosyalsiniz, diğer zamanlarda ise kapalı, ilgisiz ve içe dönük.
  12. Bazı tutkularınız oldukça gerçek dışı.
  13. Güvenliğiniz, hayatınızdaki temel amaçlarınızdan biri.

Öğrenciler, 0`dan 5`e kadar olan bir skalada (0: Hiç uymuyor, 5: Kesinlikle uyuyor) kendi analizlerine ortalamada 4.26 puan verdiler! Tüm kağıtlar ve değerlendirmeler toplandıktan sonra, her birine aynı kağıdın verildiği söylendi.Üstelik bu 13 madde, bir astroloji kitabından olduğu gibi alınmıştı. Herkesin bu maddeleri kendine uydurmasının basit bir nedeni vardı: Kişiye özelmiş gibi gözüküyordu, ancak o kadar genel ifadelerdi ki, mutlaka bir şekilde, hayatımızın bir evresinde bize uyuyordu. Uymuyorsa bile, azıcık doğru olduğu için, "yeterince iyi bir tahmin" olarak değerlendirmemize yetiyordu.


Evren İle Olan Bağlantı

Başvurulan son yanılgı ise sıradan bir vatandaş için en ikna edici olanıdır, o da “Her şey birbiriyle bir etkileşim halindedir, bu yüzden göksel objelerin üzerimizde neden etkileri olmasın ki?” düşüncesidir. Fizik ve nörobilim alanlarıyla pek içli dışlı olmayan insanlar için bu mantıklı gelebilir, ancak kuvvetleri ele aldığımız kısımdaki detayları okuduğunuz gibi, bu işler o kadar da basit değildir ve bu konuları anlayan insanları ikna etmemektedir. Elbette astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’ın da söylediği “Evren içimizdedir” gibi evrenle bağlantılı olduğumuza dair yapılan ifadeleri farklı bilim insanlarından duyabilirsiniz, ancak kastettikleri şey astrolojik iddialarıyla örtüşmemektedir. “Etkileşim”den bahsedecekseniz, önce fizik hakkında temel şeyleri öğrenmeniz gerekmektedir, bu sebeple sırf düşüncesi hoş ve mantıklı geliyor diye bir şeyi doğru varsayamazsınız.

ABD halkının büyük bir çoğunluğu iklim değişiminin insan kaynaklı olmadığına inanmaktadır, ancak iklim bilimcilerin %97’si insan kaynaklı olduğu konusunda hemfikirdirler. Evimizde bir arıza çıktığında tesisatçıyı çağırırız, bilgisayarımızda bir problem oluşunca cihazı anlayana götürürüz. Ama konu bilim olunca, bilim insanlarına yeterince kulak vermeyiz. Sizce bu durumda asıl yanlış anlaşılan sahtebilimciler değil de, bilim insanları olmasın?

Teşekkür: Buradaki yazının eski formatlarını okuyan ve geliştirmemize olanak sağlayan Prof. Dr. Kerem Cankoçak, Prof. Dr. Ethem Derman ve Kozmik Anafor`un kurucusu Zafer Emecan`a teşekkürü borç biliriz. Aynı zamanda son haliyle gözden geçiren ve Astrolojinin Bilimle İmtihanı (2015) adlı kitabın yazarı Tevfik Uyar`a da teşekkür ederiz.


* İlgili makale, Evrim Ağacı adlı popüler bilim sitesinden alıntıdır.



Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Mühim Mevzular >Bilim - Teknoloji - Sağlık - Yaşam >Astroloji Nedir? Astrolojinin Bilimsel Analizi...>
  30.May.2022 Pzt 12:56:24

Astrology and science - Wikipedia


Sonu sırf “loji” ile bitiyor diye astroloji, frenoloji ve ufoloji gibi konuları bilimsel sanan nice insan bulunmaktadır, hatta astronomi ile astrolojinin aynı şey olduğunu düşünenler de olmaktadır. Gökbilimci Carl E. Sagan bu durumu şöyle özetlemektedir:

"Yıldızlara iki şekilde bakılabilir: Ya oldukları şekilde, ya da olmalarını dilediğimiz şekilde."

Astrolojiyi bir bilim olarak değerlendirmeyen astrologlar da bulunmaktadır. Ancak astroloji, nasıl yorumlanırsa yorumlansın, astronomi sahasına da giriş yaptığından dolayı, elbette fizikteki kuvvetler konusuna da değinmemiz gerekiyor. Detayları anlamakta zorlanan okurlarımız her bir kuvvetin altında yer alan “Neden bu kuvvet sorumlu olamaz?” paragraflarını okumakla yetinebilirler.

Astrolojinin Tanımı

Astroloji, yıldızların hesabı manasına gelen “Astrologia” kelimesinden türemiştir. Türk Dil Kurumu’na göre “Yıldız falcılığı” olarak yorumlanmaktadır. Oxford Dictionary ise biraz daha genel bir tanım kullanarak; "Göksel cisimlerin hareketi ile göreceli pozisyonları ve bunların insan hayatı üzerindeki varsayılan etkilerin incelemesidir" diye yazmıştır. Astrolog Robert Currey’e göre; “Astroloji, gök cisimlerinin konumları ve hareketleri ile dünyadaki fiziksel süreçler ve yaşam arasındaki korelasyonun çalışması ve bunun sonucunda ortaya çıkan uygulamalardır. Bazı astrologlar yıldızlar ve takımyıldızlarıyla çalışsalar da, batılı astrologlar Güneş Sistemi içinde Güneş, Ay ve gezegenler (Plüton dahil) ile çalışırlar.”

Demin Currey’nin “Bazı astrologlar...” diye geçen ibarede kastetmek istediği şey birçok sayıda astroloji türü olsa bile, Zodyak (yani Güneş, Ay ve gezegenlerin gökyüzünde üzerinden hareket ettikleri takımyıldızların kemeri, diğer adıyla Burçlar Kuşağı) incelemesi genel olarak ikiye ayrılmaktadır: Hintlilerin kullandıkları Vedik Astrolojisi’ndeki Sidereal Zodyak ve Batı Astrolojisi’nde kullanılan Tropikal Zodyak. Her iki zodyağın arasında farklar vardır ve sıklıkla birlikte karıştırılmaktadır.

Gökyüzünde hayali bir daire olduğunu düşünün, bu Zodyak’ı temsil edecektir. Bu dairenin içinde göksel objeler (Güneş, Ay ve gezegenler) belirli yörüngelerde daima hareket halindedirler. Bu objelerin pozisyonlarını hesaplayabilmek için referans noktaları gerekir, bunların da sabit olmaları gerekmektedir. Sidereal Zodyak, sabit yıldızlar oldukları gerekçesiyle Takımyıldızlarını kullanır. Başlangıç noktası olarak Koç takımyıldızı kullanılır. Toplamda 12 takımyıldızı olmakla birlikte bu 360 derecelik hayali daire 12’ye bölünerek her bir takımyıldızı 30’ar dereceye tekabül eder. Tropikal Zodyak ise referans olarak Ekinoksları (Gündönümünü) kullanır, yani Güneş ile Dünya’nın arasında dört mevsimi (İlkbahar, Yaz, Sonbahar ve Kış) de yaratan bağlantıyı temsil ederler. Başlangıç noktası yine Koç takımyıldızıdır ve İlkbaharın ilk günüdür. Kısacası baharın ilk gelişiyle Güneş’in hayali dairedeki pozisyonu Koç burcunun ilk derecesidir.

Sidereal ile Tropikal’in arasındaki en temel fark, Sidereal, takımyıldızlarını “gerçek” anlamıyla ele alırken, Tropikal bunları “sembolik” anlamında kullanır. Astrologlar bu yüzden sıklıkla “Takımyıldızlarını (İng: Constellation) ve Yıldız sembollerini (İng: Star signs) birbiriyle karıştırmayın” derler, çünkü gökyüzünde kaç takımyıldızı olursa olsun, hayali daire 12’ye bölünmüştür ve 12 burç da isimlerini bu takımyıldızlarından almışlardır, tarihler de her zaman aynıdır. İşte bu sebeple “NASA açıkladı, burçlar 13’e çıktı, herkesin burçları kaydı” ifadesi Tropikal Zodyak’ı kullanan bir astroloğa hiçbir şey ifade etmemektedir. Üstelik, NASA yeni bir şey yapmadı, ancak medya bunu bu şekilde yansıttı ve epey astroloğu kızdırdı. Bahsedilen 13. takımyıldızı olan “Yılan burcu” (Ophiuchus) her zaman vardı. Hatta kaç takımyıldızı var diye sorarsanız, yaklaşık olarak 88 tane olduklarını söyleyebiliriz.



Görsel 1: Tropikal Zodyak’taki (en içteki yuvarlak) her üç burç sembol bir mevsime denk gelmektedir. Ortadaki yuvarlak açısal olarak biraz daha farklı olan Sidereal Zodyak’ı, onun dışında da Astronomik Zodyak bulunmaktadırHazırlayan: Onur Yıldırım, 2017

Astrolojinin Türleri

Astroloji neredeyse her kültürde görülebilmektedir ve dönemler boyunca farklı türleri ortaya çıkmıştır.

  • Babil Astrolojisi: MÖ 2.milenyumda Babil`de ortaya çıkmıştır. Hava durumu, doğal afetler, insanların yaşamı gibi bütün fenomenlerin göklerden etkilendiği inancıyla başlamıştır. O zamanlarda 5 gezegenin varlığı biliniyordu ve tanrıları bunlarla ilişkilendiriliyordu: Jüpiter ve Marduk, Venüs ve İştar, Satürn ve Ninurta (Ninib), Merkür ve Nabo, Mars ve Nergal. Güneş tanrısı Şamaş ve Ay tanrısı Sin, hareketleriyle maddesel dünyayı etkiliyorlardı. Babil Astrolojisi onların hareketlerini tahmin etmeye çalışmaktaydı ve bu şekilde de maddesel olan her şeyin kaderi de öğrenilmekteydi. 12 tane ev oluşturuldu ve bunlar da günümüzde tanıdığımız 12 burcun temelini oluşturmuşlardır: Hayat, Fakirlik/Zenginlik, Kardeşler, Ebeveynler, Çocuklar, Hastalık/Sağlık, Karı/Koca, Ölüm, Din, Şerefler, Dostluk ve Düşmanlık.
  • Helenistik Astrolojisi: MÖ 1.yüzyılda Akdeniz bölgesinde ortaya çıkmıştır. Her şey Büyük İskender`in fethetmesiyle başlamıştı, böylece Babil Astrolojisi ve Mısır Dekanik Astrolojisi birleşerek ilk horoskopik astrolojisi oluşturuldu. Yükselen`i ilk kullanan astroloji türüdür ve bunlardan türeyen 12 göksel evi de içermektedir. Doğum Haritasına (İng: Natal Chart) odaklanıldı ve birisi doğduğunda göklerin pozisyonları hesaplandı.
  • Batı Astrolojisi: Helenistik Astrolojisi’nin bir uzantısıdır ve Zodyak üzerine kuruludur. Günümüzde en çok uygulanan astroloji türü budur ve günlük ile haftalık gazete köşelerini doldurmaktadır. Aynı zamanda kişilerin Doğum Haritaları çıkartılır, yani bir insanın doğduğu anda Güneş, Ay ve gezegenlerin gökyüzünde çizdikleri şekillerin Dünya’dan görünüşüdür. Bu harita kişinin doğum tarihi, yeri ve saatine göre çıkarılır ve sonucunda kişiliğini, yeteneklerini, gelecekteki durumunu ve başarı derecesini gösterir (astrologlar bu noktada “Astroloji deterministik değildir” derler, yani “Kader” ile karıştırılmamalıdır. Söyledikleri şey sadece “Tarih kendini tekrarlar / tarih tekerrür eder”dir). Zodyak`ın kendisi Kuzey yarımküre İlkbahar gündönümündeki Koç’un pozisyonundan başlar. Batı Astrolojisi, MS 2.yüzyılda yaşamış olan Antik Yunan matematikçi ve astronom Claudius Ptolemy`nin Tetrabiblos adlı eserinde görülmektedir. Bu dönemde 7 tane gezegenin (Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs, Satürn) var olduğuna inanılıyordu ve günümüzde Ptolemaic Sistemi olarak bildiğimiz Dünya-Merkeziyetçi (Jeosantrizm) görüşü hakimdi. Güneş`in ve Ay`ın bile o dönemlerde gezegen sayılıp Uranüs (Sir William Herschel tarafından 1781`de keşfedildi), Neptün (John Couch Adams tarafından 1846`da keşfedildi) ve Plüton (Clyde Tombaugh tarafından 1930`da keşfedildi, 2006`da cüce gezegen olarak tanımlandı) gibi gezegenlerin varlığı da bilinmiyordu. Gezegen tanımları matematikçi ve astronom Nikolas Kopernik`in zamanında daha iyi anlaşılmıştı. 

Bahsi geçen 12 burcun isimleri ve tarihleri şöyledir:

  1. Koç Burcu (Aries) - 21 Mart - 20 Nisan
  2. Boğa Burcu (Taurus) - 21 Nisan - 21 Mayıs
  3. İkizler Burcu (Gemini) - 22 Mayıs - 21 Haziran
  4. Yengeç Burcu (Cancer) - 22 Haziran - 22 Temmuz
  5. Aslan Burcu (Leo) - 23 Temmuz - 23 Ağustos
  6. Başak Burcu (Virgo) - 24 Ağustos - 22 Eylül
  7. Terazi Burcu (Libra) - 23 Eylül - 23 Ekim
  8. Akrep Burcu (Scorpion) - 24 Ekim - 22 Kasım
  9. Yay Burcu (Sagittarius) - 23 Kasım - 21 Aralık
  10. Oğlak Burcu (Capricorn) - 22 Aralık - 20 Ocak
  11. Kova Burcu (Aquarius) - 21 Ocak - 18 Şubat
  12. Balık Burcu (Pisces) - 19 Şubat - 20 Mart
  • Çin Astrolojisi: Diğer türlerden biraz farklıdır çünkü modern takvim yerine Çin takvimine bağlıdır. 60 senelik bir döngüye sahiptir ve ilk kısmı Yin ile Yang formlarında Beş Elementten, yani sırasıyla Tahta, Ateş, Toprak, Metal ve Su’dan oluşur. Ardından 12 Zodyak hayvan işareti ya da Dünyevi Dallar bulunur, bunlar da sırasıyla: Fare, Öküz, Kaplan, Tavşan, Ejderha, Yılan, At, Koyun (Koç ya da Keçi), Maymun, Horoz, Köpek ve Domuz.

  • Fiziksel Kuvvetler ve Etkileri

    Güneş, Ay ve gezegenlerin yaşamlarımızı ve kişiliklerimizi etkileyebilmeleri için bize ulaşabilen güçlü bir kuvvetin olması gerekmektedir. Sonuçta Plüton cüce gezegeni bile bizden ortalama olarak yaklaşık 6 milyar kilometre uzaklıktadır, yani saatte maksimum 950 kilometre hızla giden bir Boeing 777 uçağı ile 700 küsür sene sonra Plüton’a varırdınız.

    Temel kuvvetler (ya da temel etkileşimler) parçacıkların birbiriyle nasıl etkileşim halinde olduklarını anlatır. Bundan sonraki kısımlar biraz kafa karıştıcı gibi gelse de, elinizden geldiğince dikkatli bir şekilde okumanızı tavsiye ederiz.


  • Görsel 2: Fizikteki Standart Modele ait temel parçacıklar

    Hazırlayan: Onur Yıldırım, 2017


Bugüne kadar yapılan araştırmalarda bu etkileşimlerin sayısı 4 temel kuvvete indirgenmektedir:

1. Yeğin Nükleer Kuvvet

Adından da anlaşılacağı gibi 4 kuvvetin arasında en kuvvetli olanıdır. Elektromanyetizmadan 100 kat, zayıf çekirdek kuvvetinden 105 kat ve kütle çekim kuvvetinden de 1039 kat daha kuvvetlidir.

  • Yeğin Kuvvet: Yeğin etkileşimden dolayı kuarklar ve gluonlar birbirine bağlıdır. İlginç bir şekilde mesafe arttıkça kuvvetin kendisi azalmamaktadır. Bunun yerine bir limite ulaştığında (aşağı yukarı bir hadron`un boyutu kadar) kuvvet 100,000 Newton`da sabit kalmaktadır. Kuarklar belirli bir mesafeye kadar çekilince, boşluktan yeni bir kuark/anti-kuark yaratacak enerjiye sahip olmada elverişlidir. Bu yüzden kuarklar sadece hadronlar halinde bir arada bulunur ve hiçbir bağımsız kuark gözlemlenmemiştir. Bu "Renk Hapsi" (İng: Color Confinement) olarak bilinir, fakat bu bizim bildiğimiz anlamda gördüğümüz renkler değildir, yeğin etkileşimdeki kuarkların ve gluonların bir özelliğidir.
  • Arta Kalan Yeğin Kuvvet: Arta kalan yeğin kuvvet adından da anlaşılacağı gibi yeğin etkileşiminden arta kalandır. Bu kuvvet atomik çekirdeğin içerisinde hadronlar arasında görülür. Hadronlar mezonları (bunlarda bir kuark ile bir anti-kuark bulunur, tıpkı pions ve kaons gibi) ve baryonları (bunlar 3 kuarktan oluşur, tıpkı proton ve nötronlar gibi) içerir. Mezonlar atomik çekirdek içerisinde nükleonlar arasında iletilir ve birbirine bağlarlar (böylece aynı elektrostatik yüke sahip protonların birbirlerini itmesini önler). Yeğin etkileşimlerin aksine, arta kalan yeğin kuvvet mesafe arttıkça kendisi azalmaktadır ve 10-15 metre ötesinde varlığı görülmemektedir.

Neden Bu Kuvvet Sorumlu Olamaz? Yeğin kuvvetin yaşantımızı etkilemediği ortadadır, çünkü sadece kuarklar ile gluonlar arasında görülmektedir, yani hayal edilemeyecek kadar küçük boyutlarda etkilidir. Bununla beraber belirli bir mesafeden sonra kuark/anti-kuark çiftleri yaratılır ve bu da kuarklar arasındaki mesafenin maksimum bir sınırı olduğunu gösterir. Bu arta kalan yeğin kuvvet için de geçerlidir çünkü maksimum etki mesafesi 10-15 metre kadardır. Bu sebeple böyle bir kuvvetin gezegenler arası etkili olduğunu söylemek fazlasıyla abartılı olurdu.

2. Zayıf Nükleer Kuvvet

W ile Z bozonların (ara vektör bozonları) değişimiyle ortaya çıkar. Adına "zayıf" denir çünkü elektromanyetizma`dan 10-11 kat ve yeğin kuvvetten de 10-13 kat daha zayıftır. Daha çok beta bozunmasına yol açmasıyla bilinmektedir.

  • Zayıf Kuvvetin Benzersizliği: Zayıf etkileşim solak leptonları, kuarkları ve nötrinoları etkilemektedir (nötrinoları etkileyen bir diğer kuvvet kütle çekim kuvvetidir, ancak etkisi önemsizdir).
  • Tat Değiştirici: Zayıf kuvvet tat değiştiren tek kuvvet olarak bilinmektedir, yalnız bu tat bildiğimiz anlamda tat değildir. Bahsettiğimiz tat parçacık fiziğinde temel parçacıkların kuantum sayısı anlamına gelmektedir. Beta bozunmasını örnek alalım. Bir nötron`un (1 yukarı kuark ve 2 aşağı kuark) bir protona (2 yukarı kuark ve 1 aşağı kuark) dönüşmesi için aşağı-kuarklardan bir tanesi yukarı-kuark`a dönüşmesi gerekir. Bir W-negativ bozon yaymasıyla bu elektron(e-) ile anti-nötrino(νe)`ya parçalanır.

  • Görsel 3: Beta çözünmesini gösteren Feynman DiyagramıKaynak: Wikimedia Commons, Joel Holdsworth, 2007

  • Simetri İhlali: Doğa kanunlarının ayna yansımasında da aynı kalacağı düşünülüyordu. Bir ayna ile gözlemlenen bir deneye ait sonuçların deney aygıtının bir ayna-yansımasının kopyasıyla aynı olması bekleniyordu. Buna "Parite Korunumu Yasası" (İng: Law of Parity Conservation) denmektedir. Yine de 1950`lerin ortalarında Chen Ning Yang ve Tsung-Dao Lee zayıf kuvvetinin bu yasayı ihlal edebileceğini önerdi. Chien Shiung Wu ve ortakları 1957`de parite`yi büyük oranda ihlal ettiğini keşfetti ve böylece Yang ile Lee 1957 senesinde fizik dalında Nobel Ödülüne sahip oldular. CP simetrisi bir parçacığın kendisine karşılık gelen anti-parçacıkla yer değiştirdiğinde (C simetri, yani yük birleşme simetrisi) ve sol ile sağ yer değiştirdiğinde (P simetri, yani parite simetrisi) fizik yasalarının aynı olacağını açıklar. Yine de zayıf kuvvetin CP simetrisini ihlal edebileceği görüldü, böylece bu evrende de asimetri yaratmaktadır. Bu evrende neden sadece maddenin olduğunu gösteren muhtemel bir açıklamadır, çünkü böyle bir ihlal olmasaydı o zaman madde ile anti-madde birbirini yok ederdi.

  • Görsel 4: Elektron döngü rezonansıKaynak: Hazırlayan: Arsel B. Acar, 2017

Neden Bu Kuvvet Sorumlu Olamaz? W ve Z bozonların kütleleri 90 GeV/c2 (bu atom-altı ölçeğindedir) ortalama ömürleri 3x10-25 saniye kadardır. Işık hızında yol alsa bile zayıf kuvvetin etkisi 10-18 metreyle sınırlıdır ki bu da atomik çekirdeğinden 1000 kat daha küçüktür. Bu arta kalan yeğin kuvvetten 1000 kat daha küçük olduğu anlamına gelir, bu sebeple bunun astrolojik iddiaları desteklemesi beklenemez.

3. Kütle Çekim Kuvveti

Kütle çekim kuvveti birçoğumuza tanıdık gelen bir kuvvettir, bazılarımız da bu kuvveti Newton`un kafasına düşen elma hikayesinden tanımıştır (ki bu hikaye tam olarak böyle değildir). 4 temel etkileşimin arasında en zayıf kuvvet kütle çekim kuvveti olduğu halde sonsuz bir menzile sahiptir ve mesafeyle çok yavaş bir şekilde bozunuma uğrar, bu sebeple "astrolojik kuvvet" için en ideal kuvvet adayı sayılabilir. Kütle çekimin nasıl çalıştığını en iyi Genel Görelilik kuramı göstermektedir ve bilim camiası tarafından da kütle çekim için en iyi model olduğu kabul edilmektedir. 1907 ile 1915 seneleri arasında Albert Einstein`ın bu kuramı geliştirmesiyle, tahminler konusunda teorinin kendisi oldukça başarılıdır fakat mükemmel değildir. Yine de teoriyi destekleyen onca kanıtı da görmezden gelmememiz gerekir.Genel Görelilik açısından kütle çekim kuvveti uzay-zamanın kütle tarafından bükülmesiyle görülür ve serbest-düşen objeler de bükülen uzay-zamanda düz çizgiler üzerinde hareket etmektedir. Bu düz çizgilere "Jeodezikler" denilmektedir. Bir objeye kuvvet uygulandığında uzay-zamanda jeodezikten sapacağını belirtir. Dünya`daki her şey kütle çekim kuvveti üzerine kuvvet uyguladığından jeodezik`i takip etmemektedir.

Neden Bu Kuvvet Sorumlu Olamaz? Kütle çekimi sınırsızca uzandığı halde etkisi yine de hızlı bir şekilde azalmaktadır, öyle ki gezegenlerin Dünya üzerinde uyguladıkları kuvvet hiçe yakındır. Kütle çekimi oldukça büyük olan Jüpiter gibi bir gezegen bile Dünya`nın yörüngesini etkileyememektedir. Böylece Güneş Sisteminde bizleri doğrudan etkileyen sadece iki gökcismi bulunmaktadır. Güneş bizi yörüngede tutmaktadır, Ay da gezegenimizde gel-gitlere sebep olmaktadır. Hatta Güneş Sistemindeki bütün gezegenlerin (Plüton`u da dahil edelim) Dünya üzerinde uyguladıkları kütle çekim kuvvetini hesaplarsak, hepsini topladığımızda Ay`ın üzerimizde uyguladığı kütle çekiminin %2`sinden az olmaktadır! Bu yüzden kütle çekim kuvveti de astroloji için en ideal kuvvet adayı olduğu halde iddiaları desteklemek açısından geçersizdir.

4. Elektromanyetizma

Elektromanyetizma yüklü parçacıkları etkileyen bir kuvvettir ve birçok kişi tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Bu kuvvet bedeninizdeki atomları bir arada tutar, elektronların atomik çekirdeğin yörüngesinde kalmasını sağlar, mıknatısların itmesini ve çekmesini sağlar, vs.

Neden Bu Kuvvet Sorumlu Olamaz? Astroloji, Ay’ı, Güneş`i ve gezegenleri içermektedir. Ancak Ay`ı bir kenara koyarsak, Dünya üzerindeki fark edilebilir tek etki Güneş`ten kaynaklanmaktadır. Merkür, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Dünya manyetosfere sahiptir, diğer gezegenlerin manyetik alanları çok zayıftır. Jüpiter`in manyetosferi Dünya`dakinden 14 kat daha büyük olsa bile, Güneş`in yönünde sadece 7 milyon kilometre boyunca uzanmaktadır, bu sebeple Dünya`nın üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Görüldüğü üzere diğer kuvvetler gibi bu kuvvet de astrolojik iddiaları destekleyemez.

Keşfedilmemiş Bir Kuvvet Olabilir Mi?

Sıkı bir astroloji savunucusu şöyle diyebilir: "Ne olmuş yani? Bütün bunların arkasında henüz keşfedilmemiş bir kuvvet olabilir." Tabi böyle bir şey söylendiğinde kişinin bunu kanıtlaması gerekir. Fiziğin 4 temel kuvveti mesafeyle hızlı bir şekilde bozunuma uğramaktadır bu sebeple gezegenler-arası etkileri çok küçüktür, bu yüzden beşinci kuvvetin mesafeyle bozunmayacak kadar kuvvetli olması gereklidir. Galaksimizde 1011 tane yıldız bulunduğu halde bu kadar etkili bir şey görülememiştir. Astrolojiye göre Güneş`in ve Plüton`un eşit etkilere sahip olduğu da söylendiğine göre büyüklük bu durumda önemsizdir. Durum böyle ise o zaman Güneş`in yörüngesinde bulunan asteroiti de hesaba katmamız gerekirdi. Kuiper Kemeri`nde 70,000 tane objenin bulunduğunu söyleyebiliriz. Bütün bu durumlardan dolayı bazı astrologların muhtemel bir açıklama olarak Sicim Teorisine sarıldıklarını görebiliyoruz.

Astrolojiye Dair Bazı Sorular

  • Eksen Devinimi (Axial Precession): Devinim hareketi dönen bir objeye dönme momentinin eklenmesiyle dönme eksenin yönünü değiştirmesiyle görülür, çünkü dönme momentinin açısal hızı dönen objenin asıl açısal hızını arttırır, bu da dönme eksenin yön değiştirmesine sebep olur. Bu etki Dünya`da da görülmektedir ve "Ekinoks Devinimi" olarak bilinir. Elips üzerinde ekinoksların Batı yönündeki yavaş hareketidir ve yaratılan dönme momenti tarafından kaynaklanmaktadır, bu da ekvatordan elipse doğru olan çıkıntı üzerinde Güneş`in ve Ay`ın kütle çekim kuvvetinden kaynaklanmaktadır. Tam bir 360 derecelik dönüş 25,800 yıl sürmektedir. Peki bütün bunlar astroloji için ne anlama gelmektedir? 25,800 yılı 360`a bölersek sonuç 72 çıkar. Başka bir deyişle, dönme aksın 1 derece kayması 72 sene sürmektedir. MÖ 2000 civarında Babillilerden beri ekinokslar yaklaşık olarak 56 derece (4032/72=56) kaymıştır.
  • Natal Astroloji: Natal astroloji bireyin doğduğu zaman, tarih ve yerine göre o kişinin yaşamı üzerinde odaklanır. Neden illa doğduğu anla ilgilenmek gerekiyor? Kadının rahminde bebeği dış dünyanın etkilerinden koruyan özel bir tabaka mı var?
  • Aynı Burçtaki Farklı Kişilikler: Örneğin "Oğlak" burcunu ele alalım ve bu burca sahip ünlü kişilere bir bakalım: Elvis Presley (Müzisyen), Rod Stewart (Solist), Mao Tse Tung (Politik lider), Joseph Stalin (Diktatör), Johannes Kepler (Astronom), Richard Nixon (ABD Başkanı), Joan d`Arc (Aziz), Al Capone (Gangster), Muhammed Ali (Boksör). Herhangi bir yerden Oğlak burcundan olan kişilerin ne tür özelliklere sahip olduğunu araştırabilirsiniz, ama gördüğünüz gibi saydığımız bu kişilerin hepsi farklı kişiliklere sahiptir; bazıları milyonları etkileyen şarkılar çalmıştır, bazıları da milyonların ölümüne sebep olmuştur. Astrologlar genellikle buna “Sadece Güneş burcuna bakıyorsunuz, işin içinde Ay burcu, Mars burcu, Jüpiter burcu, vs. var”. Bu da tekrar bizi fiziksel kuvvetler konusuna getiriyor. Aklımıza “İkizler neden farklı ve bazen zıt kişiliklere sahip?” sorusu da geliyor haliyle.

Bütün Bunlardan Çıkarılan Sonuç

Astroloji savunucularında görülen genel tepki “Bizi bir türlü anlamıyorsunuz”dur. Bunun takibinde “Zamanında Galileo’ya da inanmamışlardı” denilmektedir. Aynı şekilde astrolojik iddiaları teste tabi tutan deneylerin ön yargılı bir şekilde yapıldıklarını ve bilim insanlarının astrolojiyi alaya almaktan dolayı ciddiyetsiz davrandıkları öne sürülmektedir. Bu dört önermenin de neden doğru olmadıklarını kısaca açıklayalım; 

  • Ortaya bir iddia sürüldüğünde, anlaşılır olmak mecburiyetindedir, bu sebeple ortadaki anlaşılmazlığı gidermesi gereken kişi iddia sahibidir. 
  • Galileo’ya gelinirse, düşünceleri kanıtlara dayalı olmayan bir kesim tarafından yargıya tutulmuştu, onun elinde ise bir bilimsel gözlem bulunuyordu. Günümüzde ise astrologların karşılarında kanıtlara dayalı hareket eden bütün bilim camiası bulunmaktadır. Dolayısıyla bu ikisi çok farklı şeylerdir. 
  • Bilimde en doğru sonuçları elde edebilmek için de dürüstlük şarttır, bu sebeple yapılan onca deney astrologların lehine çıkmadıkları için bu deneylerde inatla bir kusur aramak bir bahane üretmekten farksızdır. 
  • Son olarak da, elbette her bilim insanın kendi düşünceleri ve bazı konularda ön yargıları olabilmektedir, sonuçta hepsi birer insandır, ancak söz konusu bilimsel araştırma olunca, kişisel inançları ve görüşleri ne olursa olsun, verilerle kabullenmek zorundadırlar, bu sebeple astrolojik iddiaların herhangi bir tutarlığı olsaydı, bilim insanları bunları örtbas etmek yerine çoktan kabul etmiş olurlardı.

Astrologlar tarafından sıkça öne sürülen Percy Seymour’un çalışmaları ve Michel Gauquelin’in “Mars Etkisi” de ne yazık ki ikna etmek için yeterli değillerdir. Aynı şekilde astrologların hatalarını gösteren 1985 tarihinde Shawn Carlson’ın deneyini ve eskiden astrolog olup günümüzde sıkı bir eleştirmeni olan Dr. Geoffrey Dean’in analizlerini burada paylaşma gereği bulmadık, her türlü “deneyler kusurluydu, deneylerin kontrolünde astrolog yoktu, bilim insanları deneylerde ön yargılı davrandı” gibi itirazlar yükselecektir, bu sebeple sadece evrende var olduklarını bildiğimiz fiziksel kuvvetler üzerinde odaklanmayı tercih ettik.

Astroloji’yi okuyup araştıran bazı okurlar da belirli yanılgılara düşmektedirler. Bunlardan ilki astrologlarca kurulan “Bilim insanları bizi ısrarla anlamıyor” ifadesidir, bu da okurların zihinlerinde bilim insanların ön yargılı ve açık fikirli olmayan birer insan olarak yer edinmesine neden olmaktadır. Aynı şekilde astrologların savunmalarında çok sık bir şekilde “Ama eskiden bu da bilinmiyordu sonra bilim dünyası kabul etti” gibi bir “Bir gün siz de göreceksiniz” tavrı sergilenmektedir.

Forer Etkisi

İkinci bir genel yanılgı ise, “Ama bu burçta yazılanlar aynen beni tarif ediyor” düşüncesidir. Diğer burç yorumlarını da açıp okuyun, mutlaka aralarında sizinle oturan özellikler keşfedeceksiniz. Genel halka hitap eden özellikleri kişisel algılamak psikoloji alanında “Forer (Barnum) Etkisi” olarak bilinmektedir, astrologlar da bu etkinin ne olduğundan haberdarlar elbette, hatta mantıksal safsataları da araştırıp astroloji eleştirmenlerin hangi safsatalara başvurduklarını bulmaya çalışabildiklerini görebilirsiniz kendi yayınları ve siteleri içerisinde.



Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Mühim Mevzular >Bilim - Teknoloji - Sağlık - Yaşam >COVID-19 Pandemisi ve Merak Ettikleriniz>
  22.May.2022 Pzr 16:53:21
DawsonCreek :
Güzel ve yararli bilgilendirmeler icin sağol Tancredi . Sana kisa soru
Bu viruse karsi kanitlanmis bir bitkisel kür var mi acaba? 

Çok güzel bir soru, Dawson!

Bu alanı farmakognozi olarak adlandırıyoruz. Yani bitkilerin, mantarların, karasal veya sucul hayvanların ve mikropların ürettikleri milyonlarca kimyasalın hangi hastalığa ve ne şekilde faydalı/zararlı olabileceğinin araştırıldığı bir bilim.

Kısa cevap: Evet, ancak ileri çalışmaların yapılması gerekiyor. COVID-19`a karşı antiviral etkinlik gösteren bitkilerin bulunduğu ile ilgili birçok bilimsel dergide yayınlar var. Bu bitkilerden elde edilen bazı kimyasalların, virüsün kişiyi enfekte etmesini ne şekilde engellediğini, yani mekanizmalarını araştırıyorlar. Şu an için kesin biçimde "Şu bitki kesinlikle etkilidir" diyemesem de -belki de benim haberim yoktur- bu mümkün. 

HIV için de benzer nitelikte bir sürü çalışma yapıldığını biliyoruz. Dolayısıyla evet, bitkilerin ve mantarların antiviral özellikleri ile ilgili çalışmalar yapılmaya devam ediyor. Fazla detay olmaması için makalelerin içeriğini burada paylaşmıyorum, ancak basit bir Google aramasıyla bile söz konusu makalelere erişmek mümkün.

İyi dileklerimle!


Tancredi

Tancredi resimleri
ozel karakter ile sohbete katilozel odasi var sohbet icin kullaniyor

Mesaj Gönder
Forum Başlıkları

 
  CC-Forum> Mühim Mevzular >Bilim - Teknoloji - Sağlık - Yaşam >Bitkilerde Epigenetik Aktarım: Bitkilerdeki Kimyasal Hafıza, Gelecek Nesilleri Etkiliyor!>
  22.May.2022 Pzr 16:43:55
Vertical Garden Wall Background, Variety Of Plants On Vertical Garden  Texture Wall Outdoor Stock Photo, Picture And Royalty Free Image. Image  88209687.

Tarihi Geçmiş Haber

Bu haber 1 yıl öncesine aittir. Haber güncelliğini yitirmiş olabilir; ancak arşiv değeri ve bilimsel gelişme/ilerleme anlamındaki önemi dolayısıyla yayında tutulmaktadır. Ayrıca konuyla ilgili gelişmeler yaşandıkça bu içerik de güncellenebilir.



Bitkiler hayatta kalmak ve gelişmek için çevrelerindeki değişiklikleri algılamak ve hatırlamak konusunda benzersiz bir yeteneğe sahiptir. Bu süreç DNA ve histon proteinlerinin kimyasal modifikasyonuyla bağlantılı olup DNA`nın hücre çekirdeği içinde paketlenme ve genlerin ifade edilme şeklini değiştirir ve aynı zamanda epigenetik düzenleme olarak bilinir.

Genellikle bu epigenetik bilgi, yavrunun normal bir şekilde büyüyebilmesini sağlamak için herhangi bir uygunsuz hafızanın aktarılmaması için cinsel üreme esnasında sıfırlanır. eLife dergisinde yayınlanan "Histon Demetilazlar için Bitki Genom Bütünlüğünün Korunmasında Yeni Bir Rol" başlıklı makalede, bazı bitkilerin bu bilgiyi unutamadığını ve yavrularına aktardığını dolayısıyla hayatta kalma şanslarını etkilediğini duyurdu.[1]


Araştırmacılar, İngilizcede "Thale Cress" olarak da bilinen Arabidopsis bitkisinde bulunan, daha önce sadece çiçeklenmenin başlangıcını ve zamanlamasını kontrol ettiği bilinen iki proteinin aynı zamanda histon proteinlerinin kimyasal modifikasyonu (demetilasyon) yoluyla "bitki hafızasını" da kontrol ettiğini keşfettiler.

Cinsel üreme sırasında bu kimyasal izleri sıfırlayamayan bitkilerin, bu "hafızayı" sonraki nesillere aktardıklarını ve bu durumun da büyüme ve gelişmede kusurlara yol açtığını gösterdiler.

Bu kusurlardan bazıları, "sıçrayan genler" (veya transpozon olarak da bilinen) bencil DNA öğelerinin aktivasyonuyla bağlantılıydı. Bu da, bu tür hafızanın silinmesinin transpozonları susturarak bitki genomlarının bütünlüğünü korumak için de kritik olduğunu gösteriyordu. Warwick Üniversitesi`nin Yaşam Bilimleri Fakültesi`nden makalenin kıdemli yazarı Prof. Jose Gutierrez-Marcos şöyle diyor:

Bitki hafızasını düzenleyen proteinler üzerinde yaptığımız çalışmamız, genom dengesizliği ile ilişkili büyüme ve gelişme aşamasında kusurlara yol açan uygusuz hatıraların yavrular tarafından miras almasını önlemek için cinsel üreme esnasında kimyasal işaretlerin sıfırlanmasının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Bir sonraki adım, bitki yetiştiriciliğinde bu tür anıların nasıl değiştirilebileceğini bulmaktır. Böylece sonraki nesillerin değişen bir ortamda daha iyi gelişmelerine izin verecek daha fazla adaptasyona sahip olmaları sağlanır.
* İlgili makale, "Evrim Ağacı" adlı popüler bilim sitesinden alıntıdır.
Kaynaklar ve İleri Okuma
  1. Çeviri Kaynağı: Science Daily
  • ^ J. Antunez-Sanchez, et al. (2020). A New Role For Histone Demethylases In The Maintenance Of Plant Genome Integrity. eLife Sciences Publications, Ltd. doi: 10.7554/eLife.58533.
<<1 23>>