ChatCity sohbet arkadaş sitesi ile oyun tavla ve okey oyna, sohbet muhabbet ortamını keşfet. Oyun, okey tavla oyna, kulüp aç ve kendi radyo yayınını yap

Forum sayfaları sohbet arkadaş sitesi ile oyun tavla ve okey oyna, sohbet muhabbet ortamını keşfet. Oyun, okey tavla oyna, kulüp aç erkek kız arkadaş bul


sohbet, okey, tavla, chat
16 Mayıs 2024, Perşembe 08:50   

 

ChatCity Forum
Chatcity Forumlarında mesaj yazmadan önce Forum Kurallarını mutlaka okuyunuz...

En İyiler  Son Eklenenler       
sohbet forum basliklari  CC-Forum> Mühim Mevzular > Politika, Tarih
forum sohbet oyun basliklari
   Vefa Bozası
 Mesaj Ekle, sohbet ve oyun icin cagir
sohbet forum arkadaş cagir

forum arkadaş sohbet linki

manolya41

manolya41 resimleri ve sohbet sayfasi forum oyun tavla okey

sohbet icin online durumu
Mesaj Gönder
Forum Mesajları
Forum Başlıkları
 

 oyun sohbet linki, arkadaş tavla okey sayfasi  22.Eyl.2008 Pzt 18:36:35      Vefa Bozasısohbet oyun linki
Bu Mesajdan Alıntı Yaparak Mesaj EkleMesaj Ekle
fiogf49gjkf0d

1870 yılında Arnavutluk tan İstanbul a gelip yerleşen dedemiz Hacı Sadık Bey, o yıllarda bozanın sulu kıvamlı ve ekşi lezzetli biçimde 200 kadar Ermeni vatandaş tarafından yapılıp satıldığını görmüştür. Zamanın saraylı ve aristokrat ailelerinin ve bürokratlarının oturduğu Vefa ya yerleşen Hacı Sadık Bey, bu günkü haliyle sevilen koyu kıvamlı ve hafif ekşi lezzetli Vefa Bozası nı imal etmiş ve 1876 yılı Eylül ayında Vefa Bozacısı adı ile bozacılığı hem bir meslek hem de bir marka haline getirmiştir.
Hacı Sadık Bey, saray ve çevresinde de rağbet gören bu özel Türk içeceğini oluşturduğu yeni kıvam ve lezzeti koruyabilmek için yıllarca bizzat kendisi imal etmiştir. Daha sonra oğlu İsmail Hakkı Vefa yı yanına alarak Vefa Bozasının yapımına uyumunu sağladı. Bir yandan Edebiyat Fakültesinde okuyan İsmail Hakkı Vefa, bir yandan da Haliç Tersanesinde makine işleri yapan bir akrabasıyla işbirliği yaparak bozanın makina ile üretimini başarmış ve diğer iş kolu olan üzüm sirkesinin üretimini de arttırmıştır.
Halen, Tarihi Vefa Bozacısı dükkanında Ekim ayından Nisan ayına kadar Boza, Nisan ayından Ekim ayına kadar da kuru üzüm şırası, dondurma ve limonata satışı yapımaya devam etmektedir.
Vefa Bozacısı, bütün aile fertlerinin özveri ile çalışması sonucu bugünlere getirilen ata içeceği Boza geleneğini devam ettirirken, diğer iş kolu olan sirke üretimine, Balzamik Sirke, Nar Ekşisi ve Limon Sosu ürünlerini de ekleyerek faaliyetlerine devam etmektedir.
Dördüncü nesil olarak, sirke üretiminde büyük atılım yapan Vefa Bozacısı A.Ş. Çorlu da dünyanın en ileri teknolijilerini kullanarak modern bir tesis kurmuştur.
Vefa Bozacısı, çağdaş teknoloji ile müşterilerine en iyi, kaliteli ve yüzyıllık güvene dayalı hizmet vermenin gururunu taşıyan bir firma olarak en kısa zamanda bozayı dünya piyasalarına sunmak üzere çalışmalarını devam ettirmektedir.
130 yıllık başarılarla dolu geçmişinin onurunu taşıyan Vefa Bozacısı ikibinli yıllarda da atılımlarını sürdürmekte ve halkımızın damak zevkini karşılamaya devam etmektedir.

BOZA
Boza; darı irmiği su ve şekerden üretilir.
Bünyesinde A ve B vitaminlerinin dört türü ile C ve E vitaminleri bulunur. Boza, mayalanması sırasında laktik asit üretir. Ender gıda maddelerinde bulunan bu asit çok değerli olup, hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır. Süt yapıcı özelliği nedeniyle hamile bayanlara ve vitamin kaynağı olarak sporculara tavsiye edilir. Kolera hastalığının tedavisinde son derece etkilidir.
Boza; mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek olduğundan koruma şartları çok önemlidir.
Bu nedenle hava alabilen, sağlıklı cam şişede satışa sunulmaktadır. Şişelenmesi sırasında fermantasyonu devam eden bozanın çok hızlı tüketilmesi gerekir.
2lt., 1 lt ve 0,5 lt. olarak Vefa Bozası seçkin iş yerlerinde özel mermer küpler içinde ve özel ambalajlar ile satışa sunulmaktadır.

Sonbahardan kışa geçişin en önemli işaretidir boza. Sokaklardan el ayak çekilince akşam saatlerinde şu sesi duyarsınız; “Booozaaa...Vefa Bozası...”
İçeri adım attığınız an iki şey dikkatinizi çeker:Kısa boylu mermer küpler ve genzinize yerleşen o keskin,nemli,ekşimtrak koku.Aslında bilenler bilir: Bütün mayalı içkilerin yapıldığı ya da bekletildiği yere sinmiş olan kokudur o; damakta belli belirsiz kendini gösterse de içerken anlaşılmaz.Mermer küpler ise,Vefa Bozacısı’nın tescil edilmemiş alamet-i farikası.Soğuk bir kış gecesi sürprizi...
İçinde binbir çeşit vitamin ve güç verici nesnenin bulunduğu, günümüzün sofistike içeceklerine rağmen sıradan, yapımı son derece basit boza, İstanbul’un en eski semtlerinden biriyle özdeşleşip, 130 yıldır Vefa Bozası adıyla şöhretini sürdürüyor.
Bir görüşe göre boza, bilinen en eski içki olan biranın ilk hali. Bir Anadolu içkisi olan üzüm şarabından daha eski bir geçmişe sahip. En eski yazılı kaynaklara sahip Mezopotamya (Sümer) ve Mısır uygarlıklarında üretilen birayla boza, hemen hemen aynıdır. Bira hammaddesi olarak kullanılan malt ekmeği, suyla ezilip bulamaç haline getirilir. Karışım mayalanmaya bırakılır. Böylece alkolle birlikte süt asiti de ortaya çıktığından, sözü edilen bira bozaya benzer. Türkiye’de genellikle darıdan yapılan boza, başka ülkelerde yapıldığı yerin başlıca ürününe göre mısır, arpa, çavdar, yulaf, buğday, kara buğday, arnavutdarısı, gernik gibi tahılların unu, bazen da pirinç ve ekmek, nadir olarak da kenevir unu ve karamuk mayalandırılarak yapılır. Kepeği alınmış darı unu kazanda kavrulup, yumruk veya tokmakla dövülerek suyla hamur haline getirilir. Belli bir kıvama ulaşan bu karışım elekten geçirilir. Eski boza veya hamur mayası ile mayalandırılarak serin yerde 3-7 gün dinlendirilir. Şeker veya pekmezle tatlandırılarak içilir. Ülkesine göre alkol oranı % 2-6 arasında değişir.
Boza, Mısır ve Kuzey Afrika sahilleriyle Akdenizli tüccar gemiciler aracılığıyla batıya, Hazar Denizi güneyinden doğuya, Asya içlerine ve Çin’e; İran ve Afganistan’a, Kafkaslar’dan kuzeye, Volga havzasına doğru geniş bir coğrafyaya yayılır. Balkan ülkelerinin hemen hepsinin “milli içki” olarak sahiplendiği bozanın Balkanlar’a gelişi ise, iki farklı öyküye dayandırılır. İlkinde, Orta Asya’dan kalkıp XI. Yüzyılda Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a kadar geniş bir bölgeyi ele geçiren Kıpçak Türklerinin, bozayı da kültürlerinin bir parçası olarak bölgeye taşıdığı savunulur. İkincisinde ise, horasanlı savaşçı dervişlerden Sarı Saltık yer alır.Horasan’dan gelip Anadolu’da Hacı Bektaş’a bağlanan Sarı Saltık, Rumeli’ye yerleşen ilk Müslüman Türk toplulukları da yönetmek üzere, 1263 yılında Babadağı’na, bugünkü Dobruca’ya gelir. Horasan’da öğrendiği bozacılığın bölgede yayılmasına da önayak olan Sarı Saltık, bozacı esnafının piri sayılır.
En şiddetli yasakların yaşandığı IV. Murad ve IV. Mehmed dönemlerinde İstanbul’da 300 dükkanda 1005 bozacı çalışırdı. “Sarhoşluk vermeyecek kadarı”nı içmek helal sayıldığından, meyhaneler, yüksek alkollü tatarbozası satan bozahanelere dönüşür ve bir laf türer: “Meyhaneciye sormuşlar şahidin kim diye, bozacı demiş.” İçki yasağı III. Selim döneminde de sürer.Bu dönemde bozahaneler artık iyice ayak takımının işgali altındadır. Okuryazar takımı, hanımlar, beyler ve aileler bozahanelerden elini eteğini çeker. “93 Harbi” olarak da anılan Osmanlı-Rus Savaşı (1876) nedeniyle Rumeli’den İstanbul’a yapılan yoğun göç, bozacılık tarihinde bir dönüm noktası olur. Savaştan hemen önce, Karadağ sınırındaki Prizzen kasabasından İstanbul’a gelen Arnavut genci Sadık, bir süre mahalle aralarında seyyar bozacılık yaptıktan sonra, kentin eğlence merkezi olan Direklerarası ve Şehzadebaşı’na yakın, Vefa semtinde bir küçük bozacı açar. Sadık Efendi, iki yenilik getirir bozacılığa: Birincisi, o dönemin en meşhur bozacısı, Taksim’deki Tevfik Efendi’den aldığı bozayı bir süre bekletip üzerinde biriken suyu döktükten sonra satar. Benzerlerinden daha saf, kıvamlı ve nefis hale gelen bu tadın şöhreti kısa sürede yayılır. İkincisi ve en önemlisi, o zamana kadar boza, ilkel yöntemlerle üretilip saklanırdı. Bunun için kullanılan ahşap fıçılar, bozayıda etkileyen kötü kokular yayardı. Prizrenli Sadık, bozayı kendisi yapmaya başladıktan sonra fıçı yerine mermer küpler kullanmaya başlar. Genç bozacı ayrıca dükkanını çeşit çeşit kepçeler, güzel bardaklar, şık tarçın ve leblebi kaplarıyla donatır, tadını iyice geliştirdiği bozanın orada içilmesini bir zevk haline getirir. Bir hatırlı müşterinin saraydan öğrendiği meşrubat tarifleri, genç bozacının talihinde yeni bir sayfa açar. Böylece dükkanda, yılın belli aylarında satılan bozanın yanı sıra limonata, şıra, bazı şerbet türleri, dondurma ve salep de satılır. Prizrenli Sadık’ın şöhreti kısa zamanda İstanbul’un dört bir yanına, ağızdan ağıza yayılır. Dükkan, Vefa dışından da gelen seçkinlerin uğrak yeri olur. Prizren’deki kardeşi İbrahim’i de İstanbul’a getirterek müşteri yükünün altından kalkmaya çalışır. Zamanla hacca da giden iki kardeş, Hacı Sadık ve İbrahim Biraderler olarak anılmaya başlar. Cumhuriyet döneminde Soyadı Kanunu’yla “Vefa” soyadını alan aile, sonraki kuşakların mesleği teknolojik yeniliklerle sürdürmesiyle markalaşır. Belki de bu nedenle, “İstanbullunun meyveden evvel, kahveden sonra ikram ettiği harup, koruk, demirhindi, ahududu, gül, gelincik, vişne” şerbetleri tarihe karışırken boza yaşar.
Eskinin İstanbul’unu elinde güğüm, belinde bardaklık, akşamları sokak sokak arşınlayan Arnavut bozacılar, plastik bidon içinde boza satan Anadolu delikanlılarıyla yer değiştirir. Bilinmez, satıcı belki de kendi yaptığı bozayı satar ama sesi hep aynı yanık tonda çıkar; “Booozaaa...Vefa Bozası!...”
Evde Boza Yapımı
Malzemeler
3 bardak bulgur
2 kahve fincanı pirinç
3 bardak tozşeker
1 bardak eski boza ya da kibrit kutusu büyüklüğünde maya geniş bir kap
Yapılışı
Bulgur akşamdan bol su ile ıslatılır. Ertesi gün bulgur ve pirinç iyice ezilinceye kadar pişirilir. Mikserle çırpılır ve ince süzgeçten geçirilir. Bu karışım hafif ateşe konulur. İçine şeker katılır ve eriyinceye kadar karıştırılır. Sonra ateşten alınır. Bir yerde ılınmaya bırakılır. Arada bir karıştırılır. Ilındıktan sonra içine eski boza ya da ılık suyla ezilmiş maya katılır. İyice karıştırılır. Bu karışımın ağzı kapatılarak, 20-25 derecelik bir yerde, ara sıra karıştırılarak 2-3 gün bekletilir. İçinde göz göz hale gelmiş kabarcıklar görülürse olmuş demektir. Serin bir yere alınır. Soğuk servis yapılır. İsteğe bağlı olarak üzerine sarı leblebi ve tarçın ilave edilir.
Afiyet olsun

İstanbul un Vefa semtinde 1876 yılında kurulan boza üretim merkezinin bulunduğu binada Tarihi Vefa Bozacısı dükkanında 4 mevsim satış yapılmaktadır.
1876 dan beri hiç bir orjinal parçasına dokunulmadan korunan Tarihi Vefa Bozacısı boza içmenin yanısıra nostaljik havası ile de İstanbul un nadide mekanlarından biridir.

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ün zaman zaman gelip boza içtiği bu mekanda kendisinin özel bardağı da korunarak sergilenmektedir.

İSTANBUL -OZEL- 1870’li yıllardan günümüze uzanan 132 yıllık bir serüvenin yıllara meydan okuyan duygu dolu kapısından içeri girdik bu hafta. Arkadaşımın uyarısıyla şaşkınlık içerisinde farkettiğim ilk şey sayısız insanın ziyaretiyle üzerine basılmaktan adeta erimiş, aşınmış, mermer, kapı girişi oldu. Sonra zamana yolculuk başladı. Geçmişten günümüze gelen el işçiliği ile yapılmış boza ve sirke şişeleri, belli ki maharetli bir ustanın ellerinden çıkmış aynası, kapısı, işlemeleri ile küçük bir müzeye benzeyen tarihî ve mütevazı dükkândayız.
Seneler evvel bir kez İstanbul Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarımda girdiğim bu kapıdan; bu defa, müessesenin 4. kuşak sahibi Sadık Vefa ile girdik. Tarihî bir bölgede, tarihî bir mekân Vefa Bozacısı. Öyle ki bölgeden aldığı ismi, artık bölgenin simgesi haline gelmiş. Vefa Lisesi’nde bile mezuniyet günlerinin geleneksel tadı boza olmuş. Bozanın ekşimsi kokusu içinde zemin çinileri, tablolar, tezgahlar yılların verdiği tahribattan belki payını almıştı ama her köşesinde yaşanmışlığın derin izlerini farkettiğiniz bu tarihî binanın, bu tarihî ismin sahibi olmak da ayrı bir ayrıcalık diye düşünmeden edemedim. Ancak Sadık Vefa son derece mütevazı bir şekilde “Bunlar bizimdir diyemem, halkın yaşattığı, yıllarla onlara mal olmuş bir kurum burası artık. Ben de daha 5 yaşında ayağımın altına bir şeyler koyarak tezgâhtan bardaklara boza koymaya başladım. Osmanlı paşalarından, Atatürk’e kadar birçok önemli misafirleri olmuş bu mekânın. Özellikle orta yaşın üstü birçok kişinin anılarının, güzel günlerinin izleri var bu dükkânda. Bu emanet hiç değişmeden varlığını sürdürecek” derken gözlerindeki parlaklığı, heyecanı görmenizi isterdim. Elleriyle müşterilerine servis yaptığı bu özlemli mekândan, yan taraftaki şirket merkezine geçtiğimizde, bende hâlâ geçmişin büyüsü vardı.

TÜRK ÜN VEFA LI İÇECEĞİ
Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan en eski içeceklerimizden biri olan ‘boza’yı, zirveye Vefa Bozacısı taşıdı. 130 yıl önce Prizrenli Sadık Bey’in geliştirdiği ve bugün dördüncü kuşağın temsil ettiği bozanın ünü; adını aldığı Vefa semtinin çok ilerisinde bulunuyor
Sadık Vefa, arkasındaki fotoğrafı göstererek “Bana büyük dedemin adı verilmiş; Bu resim büyük dedem Hacı Sadık Vefa’ya ait.” dedi ve “Ata dedeniz yani” cevabıma gülümseyerek “Evet bu tanımlama çok hoşuma gitti” diyerek, başladı anlatmaya. “Biz sizin Vefa Bozacınızız”

-Hemen sormak istiyorum “boza” nasıl bir içecektir?
-Bir kere şunu söylemek istiyorum: Boza bir Türk içeceğidir. Orta Asya’da atalarımızın has içeceğidir. Atalarımız bozkırlarının soğuk ikliminde vücudu sıcak tuttuğu için boza yapmışlar ve içmişler. Boza; en sade tarifiyle darı irmiği, su ve şekerden yapılır. Türkiye’de genellikle darıdan yapılan boza, başka ülkelerde yapıldığı yerin başlıca ürününe göre mısır, arpa, çavdar, yulaf, buğday, karabuğday, Arnavut darısı, gibi tahılların unu, bazen da pirinç ve ekmek mayalandırılarak yapılır. Kepeği alınmış darı unu kazanda kavrulup, yumruk veya tokmakla dövülerek suyla hamur haline getirilir. Belli bir kıvama ulaşan bu karışım elekten geçirilir. Eski boza veya hamur mayası ile mayalandırılarak serin yerde 3-7 gün dinlendirilir. Şeker veya pekmezle tatlandırılarak içilir.

İÇ VE BUZ ÜSTÜNDE GEZİ
-Bu koyu kıvamlı ve hafif ekşi lezzetli içeceğin içinde neler var? Atalarımız ısınmak için içerlermiş, acaba sağlık da bulmuşlar mı?
-Bünyesinde A ve B vitaminlerinin dört türü ile C ve E vitaminleri bulunur. Boza, mayalanması sırasında laktik asit üretir. Ender gıda maddelerinde bulunan bu asit çok değerli olup, hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır. Süt yapıcı özelliği sebebiyle hamile bayanlara ve vitamin kaynağı olarak sporculara tavsiye edilir. Boza, kolera hastalığının tedavisinde de son derece etkiliymiş. Size yıllar önce başımdan geçen bir olayı anlatayım: Şimdi rahmetli oldu, yaşlı bir zat, mübadele ile Kafkaslardan gelmiş; gelir bizden darı irmiği alırdı. Bir gün bunu ne yaptığını sordum. Dedi ki ; “Ekmek yapıyorum; çocukluğumda anamız bizi Kafkasya’da, o buz gibi havalarda bununla beslerdi; biz buzun üstünde yalın ayak dolaşırdık.”

SARI SALTIKTAN GÜNÜMÜZE
-Öncelikle, sizden bozanın bu topraklara gelişinin hikâyesini dinleyelim.
-Boza, Mısır ve Kuzey Afrika sahilleriyle Akdenizli tüccar gemiciler aracılığıyla batıya, Hazar Denizi güneyinden doğuya, Asya içlerine ve Çin’e; İran ve Afganistan’a, Kafkaslardan kuzeye, Volga havzasına doğru geniş bir coğrafyaya yayılır. Balkan ülkelerinin hemen hepsinin “milli içki” olarak sahiplendiği bozanın Balkanlara gelişi ise, iki farklı öyküye dayandırılır. İlkinde, Orta Asya’dan kalkıp XI. Yüzyılda Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara kadar geniş bir bölgeyi ele geçiren Kıpçak Türklerinin, bozayı da kültürlerinin bir parçası olarak bölgeye taşıdığı savunulur. İkincisinde ise, Horasanlı alperenlerden Sarı Saltık yer alır. Horasan’dan gelip Anadolu’da Hacı Bektaş’a bağlanan Sarı Saltık, bozacılığın bölgede yayılmasına önayak olur.

DEDENİN SIRRI
-Has Türk içeceği o halde boza?
-Evet, öyle. Buradan Osmanlı dönemine gelecek olursak, İstanbul’da 200 kadar boza üreticisi olduğu söyleniyor. O tarihlerde İstanbul’da olsa olsa yine 200 sokak olur ( Tarihî yarımadayı kastediyorum) demek ki her sokakta bir bozacı varmış. İşte bu dönemde bizim ailemizin de bozacılık tarihi başlar.
- Ata Dedeniz Sadık Vefa ile başlayan dönem yani?
-Evet, 1870 yılında Arnavutluk’tan İstanbul’a gelip yerleşen dedemiz Hacı Sadık Bey, bir süre mahalle aralarında seyyar bozacılık yapmış. O yıllarda boza, sulu kıvamlı ve ekşi ayran lezzetinde 200 kadar Ermeni vatandaş tarafından yapılıp satılırmış. Hacı Sadık Bey, o yıllar itibariyle dâhiyane bir fikir sayılacak bir uygulama yapar. Burada önemli olan farklı bir boza yaparak müşterilerinin damak tadına sunması. Yaptığı şu; o dönemin en meşhur bozacısı, Taksim’deki Tevfik Efendi’den aldığı bozayı bir süre bekletip üzerinde biriken suyu döktükten sonra satar. Benzerlerinden daha saf, kıvamlı ve nefis hale gelen bu tadın şöhreti kısa sürede yayılır. Köşe başlarında Hacı Sadık Bey beklenmeye başlanır. Sonra, kentin eğlence merkezi olan Direklerarası ve Şehzadebaşı’na yakın, zamanın saraylı ve aristokrat ailelerinin ve bürokratlarının oturduğu Vefa’ya yerleşen Hacı Sadık Bey, Vefa semtinde bir küçük bozacı açar.

SARAYIN GÖLGESİNDE PİŞTİ
-Ve böylece sizlere kadar uzanacak bir işletmenin temelleri atılır.
-Doğru ve bu da bir ilktir. Çünkü bozanın içildiği diğer ülkelerde de o tarihlerde bugün de ticarethane tarzında boza satan bir yer yok. Prizrenli Sadık Bey, bozayı kendisi yapmaya başladıktan sonra fıçı yerine mermer küpler kullanmaya başlar. Genç bozacı ayrıca dükkânını çeşit çeşit kepçeler, güzel bardaklar, şık tarçın ve leblebi kaplarıyla donatır ve tadını iyice geliştirdiği bozanın orada içilmesini bir zevk haline getirir. Bir hatırlı müşterinin saraydan öğrendiği meşrubat tarifleri, genç bozacının talihinde yeni bir sayfa açar. Böylece dükkânda, yılın belli aylarında satılan bozanın yanı sıra limonata, şıra, bazı şerbet türleri, dondurma ve salep de satılır.

ELİ KALEM TUTAN BOZACI
-Daha sonra nasıl devam etmiş Vefa adı?
-Şöyle ki, Prizrenli Sadık Bey’in şöhreti kısa zamanda İstanbul’un dört bir yanına, ağızdan ağıza yayılır. Dükkân, Vefa dışından da gelen seçkinlerin uğrak yeri olur. Dedem, Prizren’deki kardeşi İbrahim’i de İstanbul’a getirterek müşteri yükünün altından kalkmaya çalışır. Zamanla hacca da giden iki kardeş, Hacı Sadık ve İbrahim Biraderler olarak anılmaya başlar. Cumhuriyet döneminde Soyadı Kanunu’yla “Vefa” soyadını alan aile, sonraki kuşakların mesleği teknolojik yeniliklerle sürdürmesiyle markalaşır. Hacı Sadık Bey, saray ve çevresinde de rağbet gören bu özel Türk içeceğini oluşturduğu yeni kıvam ve lezzeti koruyabilmek için yıllarca bizzat kendisi imal etmiştir. Daha sonra oğlu İsmail Hakkı Vefa’yı yanına almış. Bir yandan Edebiyat Fakültesinde okuyan İsmail Hakkı Vefa, Haliç Tersanesinde makine işleri yapan bir akrabasıyla iş birliği yaparak bozanın makine ile üretimini başarmış ve diğer iş kolu olan üzüm sirkesinin üretimini de artırmıştır. İşletmenin adıda Vefa olmuş.

GELENEĞİ BOZAMAYIZ
Soyadını tarihî Vefa semtinden aldıklarını anlatan Sadık Vefa, “Eski bir Vefalıyız biz ve ben de az ilerideki bir evde dünyaya geldim. Vefa Lisesi’nden mezun oldum” diyor.
Dikkatimi çekti, Sadık Vefa cümlelerinin arasında dükkândan bahsederken “emanet” diye söz etti. Bunu sebebini sorduğumuzda şöyle anlattı: “Biz burayı bir emanet olarak görüyoruz. Biz bize ait değiliz. Babaları da buradan emekli kendileri de emekli olmuş çalışanlarımız var. Mesela, bu dükkân hiç değişmeyecek. Bulunduğumuz yerde birçok eğitim kurumu, üniversiteler var. Burası tarih kokan çok eski bir semt. Dükkanımıza eskiden buraya gelmiş, burada yaşamış, birçok hatırası olan yaşlılar uğruyor; dalgın dalgın duvarları seyrediyorlar. Diğer taraftan gıda teknolojisinde gelişmeler oluyor. Kıvam artırıcılar var; fakat biz kullanmıyoruz. Tadı bozamayız; eskilerede yeni kuşaklara karşıda sorumluluklarımız var. Bu kimyasalları kullansak daha fazla kazanabiliriz ama geleneği bozmuyoruz.”

LEZZETİ DÜNYAYA, MODERN TESİS YAYACAK
Vefa Bozacısı, ata içeceği boza geleneğini devam ettirirken, diğer iş kolu olan sirke üretimine, balzamik sirke, nar ekşisi ve limon sosu ürünlerini de ekleyerek faaliyetlerine devam ediyor. Vefa Bozacısı A.Ş. ismi ile Çorlu’da modern bir tesisi bulunuyor. Tesiste bozayı dünya piyasalarına sunmak üzere çalışmalar yürütülüyor.

AVRUPA DAN TALEP VAR
-Dünyaya açılmayı hiç düşünmediniz mi? Yurt dışında bir pastanede Vefa Bozacısının o kısa boylu mermer küplerini bir gün görebilir miyiz?
-Bakın, biz TÜBİTAK bünyesinde bir dizi araştırma yaptırdık. Boza 180 ayrı deneyden geçti. Mesele şu: Boza yaşayan bir içecektir. Yaşadığı müddetçe lezzet ihtiva eden, çok soğukta üşüyen, sıcakta çabuk mayalanan bir içecek. Bu deneyleri yaptırmamızın sebebi; İstanbul dışındaki müşterilerimize, bozamızın nefasetini koruyarak nasıl ulaşabileceğimizi anlamaktı. Araştırmalar 18 ay sürdü. En sonunda şu sonuca varıldı: Boza bulunduğu yerde yeterli sterilizasyon ile belki saklanır ama şişede olmuyor; en fazla 8-10 gün kalabiliyor. Biz burada bile günlük bozayı günün ilk yarısı ve ikinci yarısını düşünerek hazırlıyoruz. Şu anda bildiğiniz pet şişelerde dağıtımını yapıyoruz. İstanbul dışında Bursa, İzmit, Düzce, Bolu, Ankara ve bir de Malatya’ya gönderiyoruz. Bozanın belli bir süreden sonra müşteriye ulaşmaması gerekir. Keşke daha uzun dayanabilse de bütün dünyaya dağıtım yapsak. Aslında, Fransa, Hollanda gibi ülkelerden talep de var.

HATIRASI OLAN GELİYOR
Vefa Bozacısı’nın 4. kuşak sahibi Sadık Vefa’ya “Müessesenin tarihi mekânına rağbet devam ediyor mu?” diye soruyoruz. Sadık Vefa genel olarak boza tüketiminin ve dışarıya verdikleri miktarın tatminkâr seviyelerde olduğunu söylüyor. Ancak tarihî mekâna uğrayanların azaldığını anlatıyor:
-“Bu semt bir zamanlar İstanbul’un en mutena yeriyken, şimdilerde bir pejmürdelik yaşanıyor. Tekrar kazanılmak isteniyor ama kaybedilmişi kazanmak çok zor; insanlar daha modern yerlere gitmeye başladı. Çevrede eğitim kurumları var; gençler geliyor ama sokaklar tehlikeli. Bizi bilen, hatırası olanlar geliyor. Biz de onlar için buradayız.”

Türkiye Gazetesi


CC sohbet icin buraya
  Mesaj Ekle, arkadaş oyun sohbet icin cagir